Pendik Escort Bayan Escort Kartal Maltepe Escort kaçak iddaa siteleri casino siteleri bahis siteleri CHP'li Gaytancıoğlu: 22 Mart Dünya Su Gününde AKP, tarımsal sulamaları özelleştiriyor

CHP'li Gaytancıoğlu: 22 Mart Dünya Su Gününde AKP, tarımsal sulamaları özelleştiriyor

CHP Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu, 22 Mart Dünya Su Gününde, Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonunda, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında görüşülmekte olan tasarıya ilişkin suyun özelleştirilmesi ile ilgili açıklama yayımladı.

CHP'li Gaytancıoğlu: 22 Mart Dünya Su Gününde AKP, tarımsal sulamaları özelleştiriyor

22 MART DÜNYA SU GÜNÜNDE AKP, TARIMSAL SULAMALARI ÖZELLEŞTİRİYOR
1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 22 Mart tarihini “Dünya Su Günü” olarak ilan etmiştir.
“Dünya Su Günü”, gerek BM üyelerinin, gerekse diğer dünya ülkelerinin giderek büyüyen
temiz su sorununa dikkat çekmek, içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda
somut adımlar atılmasının sağlanmasında teşvik olması amacıyla bu isme bir gün adamak anlamında
oluşturulmuştur.
Su hayatımızda o kadar değerlidir ki, ölçülmesi çok zordur. Suyun hayatımızdaki değerini ölçmemiz
zor, bunu ancak susuz kaldığımızda anlayabiliriz, ama gün geçtikçe ihtiyaçtan daha fazla kullanılması,
suyun aşırı kirletilmesi, küresel ısınma nedeni ile eriyen buzullar ve yükselen deniz seviyesi,
denizlerde yaşayan bazı canlı türlerinin kirlilik nedeni ile yok olması ve besin zincirinin bozulması gibi
nedenlerden dolayı dünya su günü her yıl maalesef daha fazla önem kazanmaktadır. Evlerimiz,
şehirlerimiz, endüstri ve tarım alanlarındaki atık suyun % 80’inden fazlasının çevreyi kirleterek doğaya
geri döndüğü, değerli besin maddelerini ve diğer geri kazanılabilir materyalleri kaybedildiği için atık
suyu azaltma ve yeniden kullanım yollarına odaklanılmaktadır.
Türkiye kişi başına kullanılabilir su miktarı göz önünde bulundurulduğunda, su stresi çeken bir ülke
olarak kabul edilir. Projeksiyonlara göre, bugün 1.519 m3 olan kişi başına düşen su miktarının 2030
yılında 100 milyonluk nüfusla 1100 m3’e düşecek ve ülkemiz su fakiri bir ülke olacaktır. Geçtiğimiz 50
yılda 3 Van Gölü büyüklüğünde 1,3 milyon hektar sulak alan kaybı yaşandı. Bugün tatlı su
kaynaklarımızın % 74’ü tarımsal sulamalarda, % 15’i evsel kullanımda ve % 11’i de sanayide
kullanılmaktadır. Diğer bir deyişle, su kıtlığı sadece yağışların az olmasına bağlı değildir. Genellikle
karmaşık, sosyal, ekonomik ve çevresel faktörlerle ilişkilendirilmelidir. Su kıtlığına karşı aranılan
çözüm, birçok paydaşın katılımı ve farklı ölçekte harekete geçmesine bağlıdır. Türkiye’nin su fakiri bir
ülke olduğunu bilmemiz suyun iyi bir şekilde yönetilmesi anlamına da gelmektedir.
Günümüzde, her şeyi ranta çeviren bir anlayışla Türkiye’yi 16 yıldır yöneten AKP hükümeti, şimdi de
tarımsal sulamada kullanılan suyu özelleştirerek kendine yeni bir rant alanı yaratmaya çalışıyor.
TBMM Tarım Orman Köyişleri komisyonunda görüşülmekte olan “DSİ Genel Müdürlüğünün Teşkilat
ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı KHK’lerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”
yasalaşırsa, su kaynaklarını ele geçiren özel şirketler hiçbir sınırlama olmaksızın ücret belirleme ve bu
ücreti istediği zaman tahsil etme yetkisine sahip olacaktır. Getirilmesi planlanan bu yasa ile Sulama

Birlikleri de artık Belediyelere, DSİ ve özel firmalara devredilecektir. Tasarıda, ÖZEL FİRMA denildiği
için AKP mantığı ile bakılırsa, zarar eden sulama birlikleri kamu kurumlarında kalacak, karlı olan
sulama birlikleri özel firmalarca işletilecektir.
Kamuya ait gelir getiren veya gelir getirebilecek her şeyi serbest piyasa ekonomisi diyerek satmayı ve
bu anlamda kendine yeni gelir alanları elde etmeye çalışan AKP, “halkımın çıkarları doğrultusunda
suyu nasıl yönetirim?” dememekte, suyu nasıl ticari bir meta olarak kullanırım politikasını
gütmektedir. Bu amaçla da en iyi çözüm olarak da su mülkiyetini özel sektörün yönetmesini
istemektedir. Burada asıl olan tehlike, su yönetimini özel sektöre bırakmak isterken su tekellerinin
oluşabilme riskidir. Bugün söz konusu tekeller Dünya genelinde çevreyi, doğayı korumak söylemi adı
altında, birçok nehir havzalarının yönetiminde yer almak için harekete geçmiş bulunmaktadırlar.
Bugün gelinen durumda, gelecekte öncelikle su olmak üzere, Dünya genelindeki doğal varlıkların
yeniden paylaşımından ibaret sömürgeci bir saldırganlığın söz konusu olduğu görülmelidir. Çünkü
günümüzde küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliklerinin temelinde de insanın mutluluk ve geleceğini
hedeflemeyen daha fazla üretim  ve daha fazla kar adına uygulanan politikalar vardır. Bu anlayışa
göre Türkiye’nin su kaynaklarını geliştirmesi ve ekonomik kullanması gerekmektedir. Bir doğal kaynak
olan suyu ticari bir şekilde özellikle tarımsal üretimde kullanan üreticilere ciddi bedel ile satma
mantığı yerine kamu eliyle oluşturulacak su yönetimi ile toplumun ihtiyaçları doğrultusunda
yönetmek gerekir. Bu nedenle su yönetimi özel mülkiyete ve piyasanın koşullarına bırakılamaz.
AKP’nin Türkiye tarımını yönetemediğini, üretim artışı sağlayabilmek için tarım piyasalarına müdahale
ve üreticiye destek vermek yerine çözümü ithalatta görmesi kabul edilemez. Türkiye’nin üretim
politikalarını yeniden hayata geçirebilmesi için verimlilik politikalarına da önem vermesi gerekir.
Verimlilik artışını sağlayan en önemli etkenin de “tarımda sulama” olduğu bilindiğine göre, suyun
etkili ve etkin kullanımı için her aşamada Devletin su yönetiminde aktif rol oynaması gerekir.

Okan Gaytancıoğlu
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İnce’den ‘Yeni Ekonomi Programı’na sert çıkış
İnce’den ‘Yeni Ekonomi Programı’na sert çıkış
Beyazıt Öztürk'ten 'Beyaz Show' açıklaması
Beyazıt Öztürk'ten 'Beyaz Show' açıklaması