Pendik Escort Bayan Escort Kartal Maltepe Escort kaçak iddaa siteleri casino siteleri bahis siteleri CHP'li Tonguç Çoban İBB’nin son durum özetledi
Advert
Advert

CHP'li Tonguç Çoban İBB’nin son durum özetledi

İBB Başkanı Av. Mevlüt Uysal’ın ve bürokratlarında hazır bulunduğu bütçe görüşmesinde meclis kürsüsünde konuşan CHP'li Tonguç Çoban İBB’nin son durum özetledi: “Borç batağına giren AK PARTİ’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi bütçeyi doğrultmak için İstanbulluların malı mülkü olan 3 milyar 400 milyon TL’lik arsaları satacak! Bugüne kadar elindekini ve avucundakilerini satarak kimse ayakta kalmadı

CHP'li Tonguç Çoban İBB’nin son durum özetledi

Borç batağına giren AK PARTİ’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi bütçeyi doğrultmak için İstanbulluların malı mülkü olan 3 milyar 400 milyon TL’lik arsaları satacak! Bugüne kadar elindekini ve avucundakilerini satarak kimse ayakta kalmadı!

İBB Başkanı Mevlüt Uysal ve İBB Bürokratlarında hazır bulunduğu 2018 yılı Kasım ayı Meclis toplantılarında İBB Meclisi CHP Üyesi Tonguç Çoban 2019 yılı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Bütçesi hakkında görüş, öneri ve eleştirilerini CHP Grubu adına Meclis kürsüsünde gerçekleştirdi ve şu cümlelere dikkat çekti: “Ekonomi bir durgunluk dönemine gidiyor. İktidarın öngörüsü bile gelecek yıl büyümenin yüzde 3’ün altında kalacağı yönünde. Kamu tasarrufa davet edilirken, Sayın Ekonomi Bakanı belediyelere aktarılacak kamu kaynağında kesintiye gidilebileceği yönünde mesajlar verirken, bu bütçenin gelir tahminlerinde de şaşma meydana gelebilir. Bu da borçlanmanın daha da artmasına, yatırımların durmasına ve bunun yükünün yurttaşlarımızın omuzlarına kalmasına yol açabilir. Bu bütçede arsa satışından elde edilecek gelir hedefi 3 milyar 400 milyon TL. Bu rakam 2018 bütçesinde 1 milyar 400 milyon TL idi. Arsa satış gelir hedefinde tam 2 milyar TL’lik bir artış söz konusu. Yani, “İstanbulluların malını mülkünü satacağız, bütçeyi öyle doğrultacağız” diyorsunuz. Bugüne kadar sadece elindekini avucundakini satarak kimse ayakta kalamamıştır değerli arkadaşlarım. Aslında İstanbul’un kaynakları İstanbul’a yeter, ancak kaynakların verimli kullanılması şarttır. Ne yazık ki bugünkü yönetim İBB’nin kaynaklarını verimli kullanamıyor; aksine yanlış birçok harcama sonucu, bugün en hayati ihtiyaçların bile karşılanamaz hale geldiğini hep birlikte görüyoruz.Değerli arkadaşlarım, sonuç olarak, bugün kendisini 2019 bütçe tasarısında da gösteren yanlış yönetim anlayışı sonucu İstanbul her alanda irtifa kaybediyor, tılsımını yitiriyor; bu güzel kente ve onun güzel insanlarına hakikaten çok yazık oluyor.Şehirlerin yaşam kalitesini ölçen Mercer Yaşam Kalitesi endeksine göre, 2018’de 5 kıtada 231 kent içinde İstanbul’un yeri maalesef 134. sırada. Aynı endekste İstanbul 2001’de 92. sırada, 2016’da 122. sıradaydı. Yani İstanbul’da yaşam kalitesi sürekli geriliyor sevgili arkadaşlarım. Ama buradan tüm yurttaşlarımıza müsterih olsunlar, bu gidişi birlikte değiştirebiliriz, diyorum. “Ben yaptım oldu!” mantığına son vererek; katılımcı bütçe ve yönetim anlayışıyla; sözü, yetkiyi ve kararı İstanbullulara vererek; aklın, bilimin ve vicdanın ışık tuttuğu halkçı projelerle İstanbul’u hak ettiği noktaya İstanbullularla birlikte taşıyabiliriz. 31 Mart’ta bu değişimin olacağına yürekten inanıyorum. 1 Nisan 2019’da bu bütçeyi de revize ederek halkın yararına bütçe haline getireceğimize söz veriyorum”

İstanbul Büyükşehir Belediye(İBB)Meclisi 2018 yılı Kasım ayı Meclis toplantılarında İBB Bütçe Tasarısı hakkında CHP Grubu adına görüş, öneri ve eleştirilerini sıralayan Şişli Belediyesi ve İBB Meclisi CHP Üyesi Tonguç Çoban’ın konuşma metni şöyle:

Sayın Başkan, Sayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı,Değerli Meclis Üyesi Arkadaşlarım, Basınımızın değerli temsilcileri, değerli misafirler;

İBB’nin 2019 yılı bütçe tasarısı hakkında CHP Grubu’nun görüşlerini aktarmak üzere söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar; İstanbul çok özel bir şehir. İlk insan yerleşimlerinin 10 bin yıl öncesine dayandığı bu kent üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış. Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle, “İki büyük cihanın birleştiği noktada, Türk vatanının ziyneti, tarihinin serveti, ulusunun gözbebeği İstanbul, bütün vatandaşların kalbinde yeri olan bir şehirdir.”  Atatürk’ün bu tanımına uygun olarak, bu şehrin geçmişine sadakat, bugününe ve geleceğine ise sorumluluk duymak, her yöneticinin aklında, kalbinde ve vicdanında taşıması gereken bir olgudur. İşte bu özel şehrin bir yıl boyunca nasıl yönetileceğini belgeleyen 2019 yılı bütçesini konuşuyoruz.

Değerli arkadaşlar, İBB’nin 2019 yılı bütçesi iki açıdan büyük önem taşıyor. Birincisi, 31 Mart 2019’daki yerel seçimlere 4,5 ay kala gündemimize aldığımız bu bütçe bizlere geçmiş 5 yılın kısa bir değerlendirmesini yapma fırsatı veriyor. İkincisi, bu bütçenin sadece 3 ayını siz kullanacaksınız; geri kalan 9 ayını biz kullanacağız; bu nedenle özel bir ihtimam gösteriyoruz.

Değerli arkadaşlar, Ahlak felsefesinin, inanç sistemlerinin ve toplumsal sözleşmelerin ortak bir ilkesi vardır: o da halka doğruları, yalnızca doğruları söylemektir. Bir başka deyişle, topluma doğru olmayan hiçbir şey aktarmamak, tarihten günümüze değişmeyen ortak bir kuraldır. Yine akılcı, toplumcu yönetim sistemlerinin temel ilkelerinden birisi de halka yapılamayacak işlerin sözünü vermemektir. Söz veriyorsanız tutacaksınız, tutamayacağınız sözleri vermeyeceksiniz. Şimdi bu ilkeler ışığında İstanbul’a bakalım: Üst geçitlerde İBB’nin bazı pankartları var, sizler de görüyorsunuzdur. Bunlardan birisinde “Atıksuların % 99’unu arıtıyoruz” deniyor. Peki bu doğru mu? Ne yazık ki değil.

Geçen hafta burada İSKİ bütçesini görüştük. İSKİ Performans Programı kitapçığını açıp baktığınızda, ön arıtmanın payının yüzde 62 civarında olduğunu göreceksiniz. Biz söylemiyoruz, İSKİ söylüyor. Şimdi gidin istediğiniz üniversitenin istediğiniz çevre mühendisliği bölümüne sorun; size diyecekleri şudur: “Ön arıtma arıtma değildir, sadece kaba pisliklerin ızgarada tutulmasıdır, bu sistemde biyolojik ve kimyasal kirlilik olduğu gibi denize gider” diyeceklerdir.

Yani aslında İSKİ bile İstanbul’un atık sularının % 62’sinin arıtılmadan denize verildiğini söylerken, bu pankart halka doğru söylememektir. Kaldı ki günümüzde biyolojik arıtma bile yetmez, kimyasal arıtmaya geçmek gerekir ki burada hiçbir ciddi adım atılmamıştır.

Bir başka örnek… Yine bir pankartta “Temiz Çevre, Temiz Hava; Hava Kalitesinde İstanbul Dünyanın En İyi 3. Metropolü” yazıyor. Bunu görünce sevindim, İBB yalan söyleyecek değil ya, dünyada bu noktaya geldiysek ne iyi, dedim. Bu bilgiyi teyit etmek için açtım, kaynaklara baktım, ne yazık ki doğrulayıcı bir bilgi bulamadım.

Aksine başta Sağlık Bakanlığı ve Çevre Bakanlığı olmak üzere devletin resmi kurumları bile İstanbul’da havanın ulusal ve uluslararası limitlerin üzerinde kirli olduğunu söylüyor. Siz ölçümü Şile’de veya Çatalca’nın Karadeniz kıyılarında yapıyorsanız hava temiz diyebilirsiniz ama gelin bakın yüzbinlerce İstanbullunun yaşadığı kent merkezlerine, havanın sağlığı tehdit edecek kadar kirli olduğunu göreceksiniz.

Resmi kayıtlar da zaten böyle söylüyor. Devletin ölçümlerine göre İstanbul’da 365 günün 243’ünde hava kalitesi limitlerin üzerinde kaydedilmiş. Ayrıca hava kirliliğine dair tüm uluslararası karşılaştırmalarda maalesef İstanbul alt sıralarda yer alıyor değerli arkadaşlarım. Üzülüyorum, bizi yönetenler neden doğruları söylemiyor, niçin halkımızı kandırıyor diye hakikaten üzülüyorum. Kusura bakmayın ama kimse cahil değil; bilgi artık bir tık uzakta.

Üst geçitlerdeki pankartlarda “Akıllı Şehir İstanbul” yazmakla olmuyor bu işler. Her yağmurda sokakları nehre dönen, trafiği çile olmuş, depremini kader gibi bekleyen bir şehir nasıl Akıllı Şehir olabilir? Hepsinden öte, hemşehrilerinin aklıyla alay eden bir anlayış bu kenti nasıl akıllı yapabilir? Mümkün değil…

Değerli arkadaşlarım, Geçen hafta sonu Millet Bahçeleri adı altında 5 parkın açılışı yapıldı; güzel. Bunlar gecikmiş ama doğru adımlar. Her ne kadar, örneğin Ekim 2015’te açılışı Sayın Kadir Topbaş tarafından yapılan Zeytinburnu Çırpıcı Parkı, bugün Millet Bahçesi adı altında yeniden açıldıysa da, olsun, yine de bu adımları takdir ediyoruz.  Olabilir, başka yer bulamadığınız için aynı parkı ikinci kez açmış olabilirsiniz… Gülümseyerek geçiyoruz.

Ama yine pankartlarda “Türkiye’nin İlk Millet Bahçelerini Açıyoruz” yazıldığını gördük. Eğer buradaki “ilk” sıfatı sadece Millet Bahçesi ismi içinse kabul edilebilir. Gerçi yarın bu ismi değiştirip, mesela Vatan Korusu gibi bir isim verip yeniden “Türkiye’nin İlk Vatan Korularını açıyoruz” diyebilirsiniz, ama varsın olsun.

Fakat “ilk” sıfatı açılan parkların niteliği içinse bu doğru değil sevgili arkadaşlarım. O zaman Osmanlı’dan miras kalan Yıldız Parkı’nı, Emirgan Korusu’nu, Cumhuriyet’in eserleri olan Ankara Gençlik Parkı’nı ve İstanbul Gezi Parkı’nı nereye koyacağız? Onlar bu milletin bahçeleri değil mi? Hadi bunları geçtim, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Kısıklı’daki konutunun karşısında, Altunizade ile Kısıklı arasında, yıllardır adı “Millet Bahçesi” olan olan parkı nereye koyacağız?

Kaldı ki açılışı yapılan Ataköy sahilindeki Baruthane Parkı’nın CHP’nin mücadelesiyle mahkemeden dönerek betonlaşmaktan kurtarıldığını hepimiz biliyoruz. TOKİ marifetiyle halka açık olan Ataköy sahilindeki 412 dönüm araziye gökdelenler dikildi. Neyse ki kalan 55 dönümlük son yeşil alan kurtarılmış oldu. Buna bile seviniyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Yeşil alan demişken, sizlere İstanbullulara verilen ama tutulmayan sözleri de hatırlatmak isterim. 2014 seçimlerinde Sayın Kadir Topbaş, Sarıyer Hacıosman’daki 1200 dönümlük Boğaziçi İmar Müdürlüğü arazisinin “Bölge Parkı”na dönüştürüleceğini söylemişti. Hani nerde bu park? Yine Elmalı  Baraj Havzası’nda bir kent parkı kurulacağı sözü verilmişti? Nerde, yok!

Kaldı ki, nüfusun yoğun olduğu ilçelerimizde yeşil alanların nasıl talan edildiğini de hepimiz çok iyi biliyoruz. Sadece son 12 ay içinde İBB Meclisi’ne Bağcılar’la ilgili yaklaşık 60 dosya geldi ve bunların 14-15 tanesinde, yeşil alan ve parkların fonksiyonu değiştirilerek imara açıldı değerli arkadaşlarım.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre kişi başına aktif yeşil alan en az 9 m2 olmalı; yine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na göre ise alt sınır 15 m2 olmalı. İBB’ye göre İstanbul’da kişi başı yeşil alan 8 m2 civarında; yani yasal sınırların altında. Gerçekte ise İstanbul’da kişi başı ortalama aktif yeşil alan tüm bilimsel raporlarda ne yazık ki sadece 2-3 m2; yoğun bölgelerde 1 m2’nin bile altında. Durum bu iken, bu yönetimin çevreden, yeşilden, insandan yana olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, Çok söz verildi ama çok azı tutulabildi. Ezbere söylemiyoruz, verilerle ortaya koyuyoruz. Rakamlar açık, ortada. Bakınız 2014’te bugün için “400 km metro yapacağız” dediniz. Ama gelinen noktada ulaşılan rakam 170 km. Üstelik bunun bir kısmı yüzeyden giden tramvay gibi araçlar. Tamam bu olsun da, hani nerde kalan 230 km? Bu hızla hedeflenen 1000 km’ye ulaşabilmek için en az 30-40 yıl lazım. Bakınız bugün raylı sistemin toplu ulaşım içindeki payı sadece yüzde 18. İstanbul’un toplu ulaşımı yüzde 77 oranında karayoluna bağımlı. Oysa raylı sistemin toplu ulaşımdaki payı tüm gelişmiş dünya metropollerinde yüzde 70’in üzerinde. Yani, bu işi de beceremiyorsunuz.

Zaten Sayın Mevlüt Uysal da bunu itiraf ediyor. “Biz İBB olarak artık metro yapamıyoruz; başka bir modele geçmemiz lazım” diyor. Beylikdüzü-Bakırköy ile Sabiha Gökçen Havalimanı’na giden metro hatlarının yapımı Ulaştırma Bakanlığı’na devredildi. Yani, burada da İBB yetkilerini merkezi hükümete devretmeye başladı.

Sayın Uysal geçenlerde “Yap-Kirala-Devret” diye bir modele geçilebileceğini söyledi.  Şimdi bakınız, değerli arkadaşlarım, bu ne demek? Öncelikle, bu artık İBB metro yapımı için kaynak bulamıyor, demek. Sayın Uysal, “Biz metro için para bulamıyoruz, kaynağı özel sektör bulsun, metroyu yapsın, bize kiralasın, İBB olarak biz işletelim, kira verelim” diyor. Bu acziyetin açık bir ifadesidir. Bu aynı zamanda daha büyük bir maliyetin halka yüklenmesidir. Hesap ortada değerli arkadaşlarım. Mesela 100 TL’lik bir metro yatırımını İBB yapamayacak, özel sektöre diyecek ki, bunu sen yap, bana kirala. Özel sektör 100 TL’lik yapım maliyetinin üstüne en az %20, %30 reel kira bedeli koyacak ve aslında 100 TL’ye yapılabilecek bir iş 120-130 TL’ye, belki de daha fazlasına malolacak. Yıllarca İstanbul’un kaynaklarını çarçur etmenin bir sonucudur bu. Bu açıkça yönetim iflasının da itirafıdır.

Değerli arkadaşlarım, 400 km sahil bandı olan İstanbul’da denizin toplu ulaşımdan aldığı pay sadece yüzde 4. Bu oranı arttıracak tedbirler almak yerine uygulanan yanlış politikalar sonucu daha da azalacağını gözlemliyoruz. İDO’yu özelleştirdiniz; bir kamu hizmeti olan ve toplu ulaşımın ayrılmaz bir parçası olan deniz ulaşımını piyasa mekanizmasına, yani dar anlamda kar-zarar hesabına terkettiniz.  Şimdi ihaleyi alan özel kuruluş, zarar ediyorum diyerek deniz otobüslerini 1 Aralık’tan itibaren iptal ediyor. Bir kez daha kamu hizmetlerinin salt piyasa mekanizması ile düzenlenemeyeceği açıkça ortaya çıkmıştır. Yine özelleştirmenin faturasını halkımız ödemek zorunda bırakılmıştır.

SEKA özelleştirildi, memlekette kâğıt üretimi kalmadı. Et-Balık Kurumu özelleştirildi, ithal edilmezse et yiyemeyeceğiz. Şeker fabrikaları özelleştirildi; şeker pancarları fabrikaların kapısında bekliyor, yakında şeker üretimi kalmayacak. İDO özelleştirildi, deniz otobüsleri seferden çekiliyor. Yorum yapmıyorum, takdirinize bırakıyorum… Sayın Uysal, “İstanbulluyu mağdur etmeyiz; seferleri biz yaparız” dedi. Buradan Sayın Uysal’a sesleniyorum: Madem söz verdiniz, 1 Aralık’ta deniz otobüsleri iskelelerde hazır olmalı, sözünüzü tutmalısınız. Bakalım ne olacak? Biz takipçisi olacağız.

Değerli arkadaşlarım, Örnekler çok… Birkaç tane daha vereyim. Bakınız “İstanbul’un su sorununu çözdük” diyorsunuz. Ama İstanbul’un su güvencesi olarak sunulan Melen Barajı, söz verilen tarihte bitirilemedi. Ne zaman biteceği de belli değil. Üstelik mevcut su kaynaklarını da yok etmeye devam ediyorsunuz. Sazlıdere Barajı’nı su havzası olmaktan çıkarıyor, çevresini imara açıyorsunuz.

Burası önemli, biraz daha açayım. İBB Meclisi’nin 12 Ekim 2018 tarihli oturumunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Ulaşım ve Altyapı Bakanlığı arasında imzalanan bir işbirliği protokolü kabul edildi; biz CHP olarak ret oyu verdik. Protokole göre, Kanal İstanbul etrafındaki arazilerin imara açılması için her tür ölçekteki plan ve projelerin yapılması/yaptırılması ve onaylanması Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yükümlülüğü olacak, yani İBB’nin plan yapma yetkisi fiilen elinden alınacak; İBB sadece proje alanı içerisinde kalan İBB ve İSKİ’ye ait taşınmazları TOKİ’ye tahsis edecek;

Ayrıca İBB Sazlıdere Barajının içme suyu rezervinden çıkartılmasına yönelik işlemleri yapacak; ilgili planları hazırlayarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın onayına sunacak; yani bu Meclis onay mercii olmayacak. Yine Protokol’e göre TOKİ’ye devredilen alanlardan elde edilen gelirler Kanal’ın finansmanında ve kentsel dönüşümde kullanılacak. Bu protokol ile Kanal İstanbul’un esas olarak imar rantı oluşturmaya yönelik bir gayrımenkul projesinin kılıfı olduğu anlaşılıyor.

Kanal İstanbul’un TOKİ’ye bırakılan alanlardan elde edilecek gelirlerle yapılacağının söylenmesi de aslında Kanal İstanbul’un yapımını belirsiz bir sürece erteliyor; belki de tamamen devre dışı kalacağını gösteriyor. Burada amaç Kanal İstanbul adını kullanarak bu güzergâhtaki içme suyu ve tarım arazilerini imara açmaktır. Toplam hacmi 55 milyon metreküp olan Sazlıdere Barajı’nın içmesuyu rezervinden çıkarılacak olması başlı başına bir handikaptır. Zaten su fakiri bir kent olan İstanbul’un küresel ısınmanın etkileri de dikkate alınacak olursa, il sınırları içerisindeki verimli su kaynaklarının bu şekilde yok edilerek sadece Melen’e bağımlı hale gelmesi ileride büyük sıkıntılara yol açabilecektir.

Bölgede yaklaşık 1 milyon ek nüfus barındıracak bir kentleşme öngörülüyor. Bu nedenle arazilerin TOKİ’de toplanıp, sonradan yandaş gruplarca gayrımenkul projelerine dönüştürüleceği bekleniyor. Ancak İstanbul’daki mevcut konut stokunun hala eritilemediği, yüzlerce inşaat firmasının iflasla karşı karşıya olduğu, sadece Esenyurt’ta yarım kalan inşaatlar nedeniyle 30 bin imar mağduru bulunduğu, nüfus hareketlerinin ve talep eğilimlerinin böyle bir konut arzını karşılayacak nitelikte olmadığı ortadayken, bu yeni betonlaşma hamlesi ekonomik krizi tetiklemekten başka bir işe yaramayacaktır. Kaldı ki gerçekleştiğini varsayalım, İstanbul’un mevcut nüfusuna ilave 1 milyon nüfusun zaten yetersiz olan kent altyapısını daha da bozacağı açıktır.  Bu nedenle bu denli akıldışı bir girişimin savunulması söz konusu olamaz. Bu protokolün bir başka unsuru ise İstanbul’un yönetiminde asıl söz sahibi olması gereken İBB’nin gönüllü olarak yetkilerini merkezi hükümete devretmesidir.

İBB’nin rolü sadece TOKİ’ye arsa devretmek midir? Sadece barajı devre dışı bırakmak mıdır? Bu denli devasa bir projede planlama yetkisini bile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bırakan bir İBB Yönetimi İstanbul’un haklarını savunamaz durumdadır.  Kendisini merkezi hükümetin bir dairesine dönüştüren İBB yönetiminin İstanbul’a verebileceği bir şey kalmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, Bugünlerde Çevre ve Şehircilik Bakanı’ndan bazı sözler duyuyoruz. “Dikey mimari yerine yatay mimariye” geçileceğini söylüyor. Oysa aynı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı sadece son aylarda çok sayıda ayrıcalıklı imar planını, İBB’yi bu meclisi dışlayarak kabul etti. Hangi birini sayalım; alınız Göktürk’teki golf parkına yapılacak villalar; alınız Çekmeköy’deki askeri alanın, Balmumcu’daki Jandarma Dikimevi arazisinin imara açılması; alınız Etiler Polis Okulu arazisine verilen yükseklik sınırı olmayan 100 bin metrekarelik inşaat izni… Yani şimdi dikey mimariyi yatay hale getirelim ama yoğunluğu alabildiğine arttıralım… Bu mudur İstanbul’a verilen önem? Sizin bu Bakanlığa söyleyecek bir çift sözünüz yok mu?

Değerli dostlar, bakınız rahmetli Turgut Cansever İstanbul’u Anlamak adı kitabında ne diyor: “Şehirsel nüfus hareketlerinin gelişmesinin kontrol edilemeyecek bir hıza ulaşmasını önlemekle görevli merkezi planlama ve karar organları, baskı gruplarının kısa vadeli taleplerini gözeten yaklaşımların esiri olmuş, şehirlerin kontrol edilemez nüfus dalgalarının baskısından korunması için gereken tedbirler alınamamıştır.”

Turgut Cansever şöyle devam ediyor: “Geliştirici sosyal, ekonomik ve fiziki planlama bütünlüğü yerine, baskı gruplarına hizmet eden tek boyutlu, merkezi ve iktisadi açıdan temenni niteliğini aşmayan planlar ile yetinilmiş, bu planlamada şehir ve mimarlık mirasının korunmasının yeri bile olmamıştır.”

Üstadın bu tespitleri bugün de aynen geçerlidir. Son 25 yılda İstanbul kısa vadeli rant arayışlarına kurban edilmiş, üstelik oluşan kent rantı halkın refahına değil, bir avuç rantiyenin zenginleşmesine yaramıştır. İşin özü değerli arkadaşlarım, bu anlayış artık İstanbul’u yönetemiyor, kaynakları halkın yararına değil, küçük bir azınlığın zenginleşmesi için yanlış kullanıyor. Bugünkü İBB yönetimi halka doğruları söylemiyor, verdiği sözleri ise tutamıyor. Bu gidişat gidişat değildir. Bu anlayışın artık değişmesi kaçınılmazdır.

Değerli arkadaşlarım, Belki birazdan kürsüye çıkacak temsilcileriniz, partimizi suçlayarak eskiden şöyleydi böyleydi diyebilir.  Baştan söyleyeyim, Mevlana’nın dediği gibi, “Dün dün ile gitti cancağızım; şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”  İşte o yeni söyleyecek artık bizleriz. Çünkü biz geçmişe değil, bugüne ve geleceğe bakıyoruz.

Gelelim İBB’nin 2019 yılı bütçe tasarısına… İşte, bu bütçe tasarısı da şu ana kadar anlattığım yanlış politikaların devamından başka bir şey değildir. 2019 gelir bütçesi 20 milyar 600 milyon TL, gider bütçesi ise 23 milyar 800 milyon TL olarak öngörülmüş. Buna göre İBB 2019’da 3 milyar 200 milyon TL daha borçlanacak. 2017 sonunda İBB’nin borç stoku 14,2 milyar TL idi. 2018’de alınan borçla birlikte şu an itibariyle toplam borç stokunun 17 milyar TL civarında olduğunu tahmin ediyoruz.

2019’daki ilave borçlanmayla, yıl içinde yapılacak geri ödemeleri düşsek bile, borç stoku 20 milyar TL’yi aşacak. Dikkatinizi çekerim, 20 milyar TL 2019 İBB gelir bütçesine denk bir rakam. Yüzde 100’e ulaşan bu borçluluk oranı, neden metro yatırımları için kaynak bulunamadığını çok açık ortaya koyuyor değerli arkadaşlarım. 2019 gider bütçesi içinde faiz gideri tam 1 milyar 114 milyon 507 bin TL. Oysa geçtiğimiz yılın bütçesinde 2019’da faiz gideri tahmini 378 milyon 750 bin TL idi.  Dikkat edin! Geçen yıl tahmin edilen 378 milyon 750 bin TL, bu yıl faize ayrılan pay ise 1 milyar 114 milyon TL. Yani, hesap 3 kat şaşmış. Bu bütçe, “faiz lobisi”ne teslimiyet bütçesidir sevgili arkadaşlarım. Şimdi İstanbullu size nasıl güvensin?

Değerli arkadaşlarım, Bu yıl Raylı Sistemler Daire Başkanlığı’nın sermaye giderlerine, yani yatırım bütçesine baktığımızda 2 milyar 13 milyon TL dış proje kredisi ve 1 milyar 388 milyon TL diğer sermaye giderleri olmak üzere toplam yaklaşık 3 milyar 400 milyon TL olduğunu görüyoruz. Bir başka deyişle, metro ve tramvay gibi raylı sistemlere ayrılan pay bu; 3 milyar 400 milyon TL. Bununla sadece 25-30 km raylı sistem yapılabilir. Hani halka verdiğiniz sözler?

Faiz gideri raylı sistem yatırımına ayrılan payın üçte birine ulaşmış. Üstelik Raylı Sistemler Daire Başkanlığı’na ayrılan pay 2018’e göre az da olsa azalmış. Deprem Daire Başkanlığı’nın bütçesi de artmamış. Yol Bakım Daire Başkanlığı’nın bütçesi ise yüzde 50 artışla 1 milyar 100 milyon TL’den 1 milyar 516 milyon TL’ye çıkmış. Yani İBB, “Ben artık metro yapamayacağım, depreme karşı ise zaten bir şey yapamıyorum; ama halka şirin gözükmek için yollara asfalt dökmeye, kaldırım yapmaya, parke taşı döşemeye devam edeceğim” demektedir.  Tam seçim öncesi asfalt, yol ve kaldırım bütçesinin yüzde 50 artması da ayrıca manidardır. Takdirini halkımıza bırakıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Ekonomi bir durgunluk dönemine gidiyor. İktidarın öngörüsü bile gelecek yıl büyümenin yüzde 3’ün altında kalacağı yönünde. Kamu tasarrufa davet edilirken, Sayın Ekonomi Bakanı belediyelere aktarılacak kamu kaynağında kesintiye gidilebileceği yönünde mesajlar verirken, bu bütçenin gelir tahminlerinde de şaşma meydana gelebilir.

Bu da borçlanmanın daha da artmasına, yatırımların durmasına ve bunun yükünün yurttaşlarımızın omuzlarına kalmasına yol açabilir. Bu bütçede arsa satışından elde edilecek gelir hedefi 3 milyar 400 milyon TL. Bu rakam 2018 bütçesinde 1 milyar 400 milyon TL idi. Arsa satış gelir hedefinde tam 2 milyar TL’lik bir artış söz konusu. Yani, İstanbulluların malını mülkünü satacağız, bütçeyi öyle doğrultacağız, diyorsunuz.

Bugüne kadar sadece elindekini avucundakini satarak kimse ayakta kalamamıştır değerli arkadaşlarım. Aslında İstanbul’un kaynakları İstanbul’a yeter, ancak kaynakların verimli kullanılması şarttır. Ne yazık ki bugünkü yönetim İBB’nin kaynaklarını verimli kullanamıyor; aksine yanlış birçok harcama sonucu, bugün en hayati ihtiyaçların bile karşılanamaz hale geldiğini hep birlikte görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Sonuç olarak, bugün kendisini 2019 bütçe tasarısında da gösteren yanlış yönetim anlayışı sonucu İstanbul her alanda irtifa kaybediyor, tılsımını yitiriyor; bu güzel kente ve onun güzel insanlarına hakikaten çok yazık oluyor. Şehirlerin yaşam kalitesini ölçen Mercer Yaşam Kalitesi endeksine göre, 2018’de 5 kıtada 231 kent içinde İstanbul’un yeri maalesef 134. sırada.

Aynı endekste İstanbul 2001’de 92. sırada, 2016’da 122. sıradaydı. Yani İstanbul’da yaşam kalitesi sürekli geriliyor sevgili arkadaşlarım. Ama buradan tüm yurttaşlarımıza müsterih olsunlar, bu gidişi birlikte değiştirebiliriz, diyorum. “Ben yaptım oldu!” mantığına son vererek; katılımcı bütçe ve yönetim anlayışıyla; sözü, yetkiyi ve kararı İstanbullulara vererek; aklın, bilimin ve vicdanın ışık tuttuğu halkçı projelerle İstanbul’u hak ettiği noktaya İstanbullularla birlikte taşıyabiliriz.

31 Mart’ta bu değişimin olacağına yürekten inanıyorum. 1 Nisan 2019’da bu bütçeyi de revize ederek halkın yararına bütçe haline getireceğimize söz veriyorum.

Değerli arkadaşlarım, Sözlerime Yahya Kemal’in İstanbul’a dair güzel bir şiiriyle son vermek istiyorum.

Yahya Kemal şiirinde şöyle diyor:

“Birden kapandı birbiri ardınca perdeler…

Kandilli, Göksu, Kanlıca, İstinye nerdeler?

Som zümrüt ortasında, muzaffer, akıp giden

Firûze nehri nerde? Bugün saklıdır, neden?

(…)

Hayır bu hal uzun süremez, sen yakındasın;

Hâlâ dağılmayan bu sisin arkasındasın.''

İstanbul’un üzerine indirilen bu sis perdesini biz kaldıracağız, diyorum ve bu duygularla, 2019 bütçe tasarısına CHP grubu olarak hayır oyu kullanacağımızı ifade ediyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
CHP İl Yönetimine Genç İsim
CHP İl Yönetimine Genç İsim
Akar: Terörle mücadeledeki kararlılığımız devam ediyor
Akar: Terörle mücadeledeki kararlılığımız devam ediyor