Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Başbakan olduğu dönemde üç buçuk yıl danışmanı olarak görev yapan ve görevinden siyaset arenasındaki görevinden istifa ettikten sonra asıl mesleğine dönen gazeteci Akif Beki, 31 Mart'ı, AKP'yi, AKP içinden yeni hareket çıkacağı iddialarını, Ekrem İmamoğlu'nun performansını ve iktidara yakın medyayı Artı Gerçek'ten Can Bursalı'ya değerlendirdi.

Akif Beki, seçmenin negatif propaganda dili, memnuniyetsizliğin suçlaştırılması gibi nedenlerle AKP'ye tam olarak sırt dönmediği ancak çok da ümitli olmadığını ifade etti. Beki'ye göre AKP'nin kuruluş döneminde benimsediği kara propanganda ve rakibinin kötü olması yerine kendisinin neden iyi olduğunu anlatma modelini şimdi muhalefet kullanıyor. 

Belediye başkanlarının istifa ettirildiği süreci de hatırlatan Beki, "Cumhurbaşkanı, istifalarla memnuniyetsizlikleri yatıştıracağını düşündü ama istifalar AK Parti tabanındaki geri çekilmeyi hızlandırmış olabilir" tespitini yaparken, AKP'nin geçmişte ortak akıl ve kadro hareketi olduğuna ancak bugün öyle olmadığını eleştirisini de yöneltti.

31 Mart'tan bu yana İstanbul'da çözülemeyen düğümü değerlendiren Beki, resmi olmayan sonuçlara göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı seçiminde ipi önde göğüsleyen Ekrem İmamoğlu'nun şu andaki durumunu iktidara ve iktidara yakın medyaya borçlu olduğunu ifade etti.

İmamoğlu'na yönelik 'proje' yakıştırmalarına değinen Beki, "Ekrem İmamoğlu bir projeyse iktidar medyasının projesidir. Çünkü onlar parlattı" dedi. 

'ŞEFKAT TOKADI DEĞİL AMA ŞEFKAT FİSKESİ'

Seçmen ne dedi 31 Mart'ta AKP'ye?

Cumhurbaşkanı 31 Mart'tan önce 'ders verme' meselesini miting meydanlarına taşımıştı. Hatta İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da 'Şimdi ders verme zamanı değil' demişti. Başka iktidar sözcüleri de benzer şeyler söylemişlerdi. Ders verilip verilmediği üzerinden bir okuma yaptığımızda, seçmen bir şefkat tokadı değil ama iktidarı son kez ihtar etme anlamında bir şefkat fiskesi vurdu. 

'SEÇMEN SUBLİMİNAL OY İLE İNCE AYAR YAPTI'

İktidarın şimdi 'ders vermenin zamanı değil' söylemini seçmen kendince formüle etti. Seçmen üç farklı oyu, bir zarfta kullandı. Hatta bu oy kullanma biçimi itiraz konusu da oldu. AK Parti'den 'Nasıl olur da, ilçede, belediye meclisinde AK Parti'ye, büyükşehirde CHP'nin adayına oy verir' sesleri yükseldi. Ben buna subliminal oy diyorum. Seçmen bir ince ayar yapıp belediye meclisinde çoğunluğu Cumhur İttifakı'na verdi ama başkanlığı 'zillet ittifakı' denerek aşağılanan Millet İttifakı'na verdi. 

'FİSKE TOKADA DÖNÜŞEBİLİR'

Seçmenin subliminal oy ile vurduğu şefkat fiskesi, eğer iktidar mesajı almazsa şefkat tokadına da dönüşebilir. Subliminal oyla ince, zarif, şık ve hatta ilk bakışta anlaşılamayan mesaj çok daha belirgin, net, sert ve kalın bir mesaja da dönüşebilir. 

'MEMNUNİYETSİZLİĞİN SUÇLAŞTIRILMASI...'

-Seçmen, sizin tabirinizle neden 'şefkat fiskesi' vurmayı tercih etti?

Karmaşık süreçlerdir bunlar. Bir toplumun tavrını tek başına bir faktör belirlemez. Toplumun seçimdeki davranışı bir birikimin sonucudur. Genel olarak, gidişattan memnuniyetsizliğin yansımasıdır. 31 Mart'taki sonuç, memnuniyetsizliklere çözüm bulunması gerekirken, memnuniyetsizliğin suçlaştırılması, ekonomik gidişatın iyiye doğru olmaması, karalama kampanyaları, itibarsızlaştırma çabası, pozitif propaganda yerine negatif propaganda dilinin benimsenmiş olması gibi faktörlerin toplamıdır.

'SEÇMEN AK PARTİ'DEN ÜMİDİNİ KESMİŞ DEĞİL AMA SON İHTARINI VERİYOR'

Seçmen iktidardan tamamen ümidini kesip sırt dönmüş değil ama son ihtarını veriyor. AK Parti'nin kendi seçmen tabanında bir vazgeçme söz konusu değil ancak çok ümitsiz görünüyorlar. AK Parti seçmeni oy verebileceği daha iyi bir seçenek göremeyince, hala partisinde duruyor. Yarın bu durum esaslı bir derse dönüşebilir. 

'NEDEN DAHA İYİ OLDUĞUNU ANLATMAK YERİNE KARA PROPAGANDAYI TERCİH EDERSEN BU SEÇMENDE KABUL GÖRMEYEBİLİR'

-Muhalefet başarılı mıydı sizce?

Muhalefet iktidara göre daha pozitif bir propaganda dili benimsedi. Bu, AK Parti'nin 2002'deki dilidir. AK Parti 2002'de 'kayıkçı kavgasına, çamur siyasetine karşı temiz siyaset, seviyeli siyaset, ilkeli siyaset' diyerek ve 'biz kendimizi anlatacağız, rakibimizi karalamayacağız' diyerek yola çıktı. 'Rakibin kötü olması seni iyi yapmaz' mantalitesi hakimdi. Seçmenin neden seni tercih etmesi gerektiğini, neden daha iyi olduğunu anlatmak yerine, kara propagandayı tercih edersen bu seçmende kabul görmeyebilir. AK Parti zaten bunun seçmende kabul görmediği inancını temel alarak kurduğu dille hüsnükabul görmüştü. 

'AŞINDIRICI FAKTÖRLER VAR'

-AKP 17 yılın sonunda propaganda biçiminde neden bir hataya düştü? Kuruluş dönemindeki kadroların büyük çoğunluğunun bugün partinin etkili yerlerinde olmaması bu hatanın oluşmasında etkili midir?

Kadrolar, süreç, 17 yıllık iktidarın yıpranmışlıkları, söyleyecek yeni şeyler bulma güçlüğü, yeni bir hikaye anlatma güçlüğü gibi bir çok şey sayabiliriz. Sayın Cumhurbaşkanı da buna 'metal yorgunluğu' diyor. Sayın Cumhurbaşkanı'nın müteahhitlerin yaptığını söylediği imar yolsuzlukları gibi bir sürü aşındırıcı faktör var. 

'BELEDİYE BAŞKANLARININ İSTİFA ETTİRİLMESİ AK PARTİ TABANINDAKİ GERİ ÇEKİLMEYİ DURDURMAK YERİNE HIZLANDIRMIŞ OLABİLİR'

-Cumhurbaşkanı, metal yorgunluğu olarak tarif ettiği süreci geç fark etmiş olabilir mi? Metal yorgunluğu denilen dönemde yaşananlardan haberdar olmaması mümkün mü?

Sayın Cumhurbaşkanı bazı belediye başkanlarını istifa ettirdi. Bunu yaparak rahatsızlıklara ön aldığını düşündü. Ama biraz geç kaldığı anlaşılıyor. Ancak sadece geç kaldığı değil, metal yorgunluğu dedikten sonra yaptıkları da yetmemiş görünüyor. Sayın Cumhurbaşkanı metal yorgunluğu, imar yolsuzlukları ve bunların yarattığı rahatsızlıklardan haberdardı ki, bu gerekçelerle bir düzine belediye başkanını sandığı beklemeden istifa ettirdi. Ve bu istifaların hoşnutsuzlukları yatıştırmaya yeteceğini düşündü. Şimdi tabloya baktığımızda seçimle gelenin seçimle gitmemiş olmasının da bir rahatsızlık yaratmış olabileceğini görüyoruz. Bu istifalar, AK Parti tabanındaki geri çekilmeyi durdurmak yerine, daha da hızlandırmış olabilir. Belediye başkanlarının istifa ettirildiği yerlerde çok parlak sonuçlar da alınmadı. 

'AK PARTİ ORTAK AKIL VE KADRO HAREKETİ OLARAK KURULDU AMA BUGÜN ÖYLE DEĞİL'

-Bundan sonra, sizin tanıdığınız uzun zaman da birlikte olduğunuz Erdoğan nasıl bir yol izler? 

Ben 10 yıl önce birlikteydim. Çok da uzun bir süredir değilim. Benim kişisel tanıklığımın olduğu dönemdeki AK Parti'nin politikalarıyla, bugünküler aynı değil. Sıklıkla AK Parti'ye fabrika ayarlarına geri dönme çağrıları yapılıyor. Bu da AK Parti'nin başka bir konumda olduğunu gösteriyor. AK Parti, benimsediği refleksler, söylem ve stratejiler itibariyle benim tanıdığımdaki gibi değil. Benim bildiğim konumda olmadığı için, bu soruya kendi tanıklığıma başvurarak cevap veremeyeceğim. 2009'da ayrıldım, 10 yıldır gazetecilik yapıyorum. Öncesinde de gazetecilik yapıyordum. Mekanizmanın içinde değilim yani. Herkesin gördüğünü görüyorum sadece. AK Parti ortak akıl hareketi olarak kuruldu ama bugün ortak akıl ve kadro hareketi olarak davranmadığı yönünde eleştiriler yapılıyor. Benim de katıldığım eleştiriler bunlar. 

'AK PARTİ SÜRECİ İYİ YÖNETEBİLSEYDİ...'

-31 Mart'ı biraz da İstanbul özelinde konuşalım. AKP süreci iyi yönetebiliyor mu sizce?

Sürecin iyi yönetildiğini düşünmüyorum. İyi yönetselerdi zaten bu noktada olmazdık. Seçimin üzerinden iki hafta geçti. Hala konuştuğumuz şeylere bak.

'İMAMOĞLU TÜRKİYE SİYASETİNDE AKTÖRE DÖNÜŞMESİNİ İKTİDARA BORÇLU'

-İstanbul'da bir de muhalefete ilişkin tabloya bakalım. Ekrem İmamoğlu'nun performansını nasıl buluyorsunuz?

Dört ay öncesine kadar, Ekrem İmamoğlu adı Beylikdüzü Belediye Başkanı olarak kulağıma çalınmış olsa bile hakkında doğru dürüst fikir sahibi olmadığım biriydi. Yaşanan sürecin sonunda Türkiye siyasetinde bir aktöre dönüştü. Bunu da iktidara borçlu. Kendisine yönelik yürütülen kampanyaya doğru tepkiler vererek hareket etti. Onun bu süreçte emeği ve etkisi yok demiyorum. Yanlış anlaşılmasın. Ama bu taarruzlara maruz kalmasaydı, potansiyelini ortaya koyma fırsatı bulamayacaktı. Süreçleri göğüsleme ve yönetme becerisine sahip olduğunu sergileme fırsatı bulamayacaktı. Bu fırsatı ona iktidar verdi. Adı İstanbul'un genelinde bile duyulmamış, bilinmeyen bir isim idi. Bugün Türkiye'ye mal olmuş birisi. Dünyada adını duyurabilmiş bir isim. Bu da, gerek kampanya dönemi, gerekse de seçim gecesinden bu yana maruz kaldığı şeyler sayesinde oldu.

'EKREM İMAMOĞLU BİR PROJEYSE İKTİDAR MEDYASININ PROJESİDİR, ONLAR PARLATTI'

-İktidara yakın medyanın da payı var mı İmamoğlu'na yönelik ilginin artmasında?

Bugün Türkiye'de dört ay önce 'Seçenek yok, CHP'ye mi oy vereceğiz' diyen muhafazakar kesimler için bir seçeneğe dönüştürüldü Ekrem İmamoğlu. 'Proje mi?' diyenler de var iktidar medyasında. Bir projeyse bile bu iktidar medyasının kendi projesi. Ekrem İmamoğlu'nu iktidar medyası parlattı. Bugün eğer yıldızlaştıysa, onu dış güçler falan değil, iktidar medyası yıldızlaştırdı.

'SEÇİMDE TEK KESİN MAĞLUP İKTİDAR MEDYASIDIR'

Bu seçimin kaybedeni iktidar medyası. Sıfır çektiler. İktidar medyasının devasa karteli dururken, AK Parti'nin bazı adayları Sözcü'nün, FOX TV'nin kapısına kendilerini tanıtmak için söyleşiye gittiler. Bu da iktidar medyasının inandırıcılık sorunların zirve yaptığını gösterir. Artık kendi kitlelerine ve AK Parti adaylarının ulaşmak istediği seçmene etkileme kabiliyetlerini kaybettikleri anlamına gelir. Seçim sonuçları da iktidar medyasının etkisini yitirdiğini, işlevsizleştiğini ortaya koydu. Seçimin tartışmalı mağlubiyetleri ve galibiyetleri olabilir ama tartışmasız tek kesik mağlup iktidar medyasıdır.

'YENİ PARTİ KONUSUNDA BUGÜNDEN YARINA OLACAK BİR ŞEY GÖRMÜYORUM'

-AKP içinden yeni bir hareket iddiaları var. Buna ilişkin doğrulama da, yalanlama da yok. AKP içinden çıkacak bir hareketin Türkiye'de karşılığı olur mu?

Bu tür spekülasyonlar uzun süredir yapılıyor. Şu ana kadar ben somut bir şey görmedim. Bir zamanlar AK Parti'nin yıldız kadrosunda yer alan, A takımında yer alan ve yeni hareketle ilgili de adı geçen aktörlerin yeni bir parti arayışında olduklarına dair tartışmalardan haberdarım. Zaman zaman AK Parti'ye yönelik kimi itirazlarını ve eleştirilerini de dile getirdiklerini görüyorum. Ama bu bir partileşmeye varır mı, kimler tarafından yapılır sorularının hepsi muallakta ve spekülasyona açık. Çünkü henüz ortaya çıkmış kimse yok. Bugünden yarına bir şeyler olacak gibi bir rüzgar estiriliyor ama hiç öyle bir şey görmüyorum. Böyle bir gözlemim de bilgim de yok. Dedikoduları da ilgiyle izliyorum. Hatta spekülasyon demek bile bu tür bazısı asparagas olan kulis bilgisi görünümlü söylentilere itibar kazandırmaktan başka bir anlam ifade etmiyor.

'BU HIZLA EKREM İMAMOĞLU BAŞKASINA İHTİYAÇ BIRAKMAYACAK'

-Yeni hareket iddiasında adı geçenlerden Abdullah Gül hariç hepsi AKP üyesi mesela. Abdullah Gül'ün de partiye yeniden üyeliğinin önü kesilmişti...

Aynen öyle. Abdullah Gül de cumhurbaşkanlığından sonra aktif politikaya veda etmişti. Başka bir takım nedenlerle AK Parti'ye resmi olarak üye değil. Yoksa AK Parti'nin kurucu üçlüsünden birisi. Herkes gibi ben de gidişattan rahatsızlıkları olduğunu, eleştirileri olduğunu biliyorum adı geçenlerin. Ayrıca, toplumda yeni bir arayışın olduğu da malum. Star gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak bile altenatifsizliğin AK Parti'ye de yaramadığını, alternatifsiz bırakana yaramadığı gibi altenatifsiz kalan seçmene de iyi gelmediğini seçimden aylar önce yazdığı yazında söylemişti. Bir altenatife ihtiyaç olduğu bir gerçek. Ama bu hızla giderse Ekrem İmamoğlu başkasına ihtiyaç bırakmayacak. O boşluğu dolduracak. CHP ve İYİ Parti'nin başında olduğu ittifakın da yürüttüğü siyasetin meyvesi olarak paradoksal bir şekilde gerçekleşecek gibi görünüyor. Paradoksaldan kastım şu: Ekrem İmamoğlu, Millet İttifakı'nı oluşturan partilerin toplamını geçen bir alanı kapsamaya doğru, AK Parti'nin hoşnutsuz seçmenin de beklentisine hitap edebilecek bir yere doğru gidiyor. Gerçi zaman gösterecek ne olacağını. İmamoğlu aynı şekilde süreci başarıyla yönetmeye devam edebilecek mi, iktidar da söylemiyle ve medyasıyla buna katkı vermeye devam edecek mi gibi bir takım faktörlere bağlı. Ama bugünkü gibi devam ederse, Ekrem İmamoğlu zaten ihtiyacı karşılayacak gibi.