İstanbul'un Su Sorunu iBB Meclisine Taşındı

İstanbul'un Su Sorunu iBB Meclisine Taşındı

CHP’li Meclis Üyesi Doğan Subaşı, İSKİ Genel Müdürünün yüzüne okudu ve sordu: İSKİ 2016 yılında 12 kez su fiyatını değiştirdi. Yani su her ay zamlanmış oldu, her faturada da su fiyatı farklı oldu. Su bir HAKTIR diyoruz, bir hak olan su’ya bu nasıl hak yaklaşımı?

İstanbul'un Su Sorunu iBB Meclisine Taşındı

İBB ve Beylikdüzü Belediye ve İBB Meclisi CHP Üyesi Av. Doğan Subaşı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Meclisi 2017 yılı Mayıs ayı Meclis toplantılarında CHP Grubu adına İSKİ’nın 2017 yılı faaliyet raporu ile ilgili görüş, öneri ve eleştirilerini gerçekleşirdi. Öneri ve eleştirilerini İSKİ Genel Müdürü ve öteki yetkililerinde hazır bulunduğu toplantıda sıralayan CHP’li Doğan Subaşı’nın Ekte sunduğumuz 7 sayfalık konuşma metninde bazı satır başları Şunlar:

Son derece önemli bir iş yaptığınızın farkındayız. Zaman zaman hem burada Meclis’te, hem de kamuoyunda kuruma yönelik eleştiriler olabilir. Bunlar sizde “emeğimizin değeri bilinmiyor mu?” duygusu yaratabilir. Bu eleştiriler, yaptığınız işin yani suyun öneminden ve İSKİ’den beklentilerin büyüklüğünden kaynaklanıyor. Yaklaşık 5 milyar 283 milyon liralık bir bütçe kullanıyorsunuz. Yaklaşık 7000 çalışan var. Gerçekten de İSKİ, dünyanın en büyük şehirlerinden birinde, İstanbul’da yaklaşık 16 milyon nüfusu olan bu büyük şehirde, su kaynaklarını korumaya, her eve kesintisiz ve sağlıklı su sağlamaya, kullanılan suyun da doğaya zarar vermeyecek şekilde tahliyesine çalışıyor. Bu nedenle, herkesin gözü önünde olan bir kurumdur.

Osmanlı devletinin yıkılış döneminde İstanbul’un su sistemini kapitülasyon verilmiş yabancı şirketler kurup işletiyordu. Ancak su işinin piyasa ve kar sistemi içinde çözümlenemeyeceğini düşünen Cumhuriyet dönemi iktidarı, 1932’den başlayarak, söz konusu yabancı şirketleri devralarak, kısaca İSİ diye geçen İstanbul Sular İdaresi’ni kurmuştur. O günden bu yana, İstanbul’un su konusu kamusal bir çerçevede düzenlenerek gelmiştir. En son da 1981’de İSKİ kurularak, su ve kanalizasyon işleri birleştirilmiştir. 1984 yılında da, İBB’ne bağlanmıştır. Yani aslında İSKİ, gerçek kimliğini Cumhuriyet döneminde bulmuştur.

Suyun bir “hak” mı, yoksa bir “ihtiyaç” mı olduğu tartışması, süregelen bir tartışma. Geçen yıl ve önceki yıl raporda da değinilmişti. Bu yıl raporda göremedim. Bu neden önemli?  “Hak” olduğunu öne sürenler, asgari su miktarının ücretsiz ya da son derece düşük bir ücretle halka sunulması gerektiğini, suyun asla kesilmemesi gerektiğini öne sürüyorlar. (düşük ücret- kesinti yok)

“İhtiyaç” yaklaşımını kabul edenler, insanların diğer ihtiyaçlarında olduğu gibi, suyun da mevcut ekonomik ilişkiler içinde karşılanması gerektiğini söylüyorlar. Bunun doğal sonucu “paran kadar su” demek.

Özellikle suyun fiyatı ve suyun kesilmesi açısından faaliyet raporuna bakdığımızda şunları görüyoruz: Biliyorsunuz, İSKİ 1 Ocak 2015 itibarıyla konutlarda kademeli tarifeye geçti. Buna göre, kullanılan su miktarına göre konutlarda üç tarife belirlendi. İçme suyu, 2016 yılı ocak ayına, suyun metreküp fiyatı 10 metreküpe kadar su kullanan (Konut 1) aboneler için 3 lira 90 kuruş ile başladı. Yılı 4.16 TL ile bitirdiBakın 2016 yılında 12 kez fiyat değişti. Yani su her ay zamlanıyor. Yani her faturada, su fiyatı farklı. Bu nasıl hak yaklaşımı Sayın Meclis Üyeleri...

Bir kişinin günde iki litre ambalajlı su tükettiği dikkate alındığında, 4 kişilik bir ailenin su tüketimi aylık 240 lt. 240 lt. içme suyu, yaklaşık 13 adet 19 lt’lik damacana suya karşılık geliyor. İstanbul’daki su fiyatları temel alındığında bir kamu şirketi olan Hamidiye A.Ş.’nin 19 lt’lik damacana su fiyatı 8,00 TL. Bu da ayda 104 TL’lik damaca suyuna denk geliyor. Yani aylık 100 TL. içme suyu bedeli var 4 kişilik bir ailenin. Bu nasıl hak yaklaşımı? Yani su fiyatı pahalı. 

Su bir hak ise, su fiyatının bu olmaması gerekir. İstanbul, Türkiye’nin en pahalı suyunu içiyor. Suyun kesilmemesi gerekir. Sonuçta İSKİ suyu bir insan hakkı olarak görmüyor. Zaten bu yıl faaliyet raporunda bu konuda bir ifadeye bile rastlamadık.

RAPOR VE GERÇEKLER: Raporu okuduğumuzda, inanılmaz ve olağanüstü güzel bir tablo ile karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz; İstanbul halkı çeşmelerden içilecek kalitede su alıyor; su temini sorunu çözülmüş; yağmur suları toplanıyor; su arıtılarak İstanbul’a giriyor; arıtılarak doğaya veriliyor. Dereler kenarlarında piknik yapılacak kadar güzel, nerdeyse söğüt gölgesinde oturacağız. Arkadaşlar, bu kağıt üzerindeki tablo. Bir de gerçeklere bakalım. İstanbul halkının %92’si çeşmelerden su içmiyor. Bizler de bu belediye binasında, Hamidiye sularını içiyoruz. “Halkı bu konuda ikna edemedik” diye de yazılmış bu rapora. Siz Sayın Topbaş’ı ikna ettiniz mi bu konuda? Kendisi su istediğinde, kendisine çeşme suyu mu getiriyorsunuz?

Yağmur yağdığında İstanbul caddelerinin birer küçük dereye, nehre dönüştüğünü bilmeyen yok; daha birkaç yıl önce sel baskınında insanlarımız ölmüştü; sizin yönetiminizde üst geçitleri bile su bastı! Siz bu faaliyet raporunu burada anlatmayın.Bence siz önce yağmurlu bir günde İstiklal Caddesi’ne gidin ve oradaki durumu görüp önce kendinize anlatın.

SUYUN TEMİN EDİLMESİ: Kuşkusuz İstanbul, dünyanın en büyük kentlerinden biridir. Şehir nüfusunun 16 milyon civarında olduğu ifade etmiştik. 2016 yılında su tüketimi günlük 2 milyon 728 bin m3’tür. Bu büyük miktarın karşılanması için, değişik kaynaklardan su temine gidiliyor. İstanbul en önemli su kaynakları, Terkos, Ömerli, Istrancalar ve Melen’dir.

Melen’de su kalitesi: Melen çayı Düzce iki adet organize sanayi bölgeleri ile Düzce havzasında yer alan sanayi tesislerinden etkilenmektedir. Geçtiğimiz dönemde Sakarya nehrinden de isale hattına su alındığı açıklanmıştı. Dolayısıyla, Melen çayından gelen suyun, İstanbul’a sunulduğunda ortaya çıkan kalitesi sorgulanmalıdır. Arkadaşlar, mevcut su arıtma tesisleri, Melen ve Yeşilçay su kaynağı kalitesine göre inşa edildiği için, Sakarya Nehri suyunu arıtmaya uygun değildir. Düzce havzası Melen bölgesinde planlanan 6 adet ileri biyolojik arıtma tesislerine derhal başlanmalıdır. Geçen yıl bu konuda önümüze bir program yoktu. Ne yazık ki bu yıl da bir program göremedik. “Yapacağız, edeceğiz” deniliyor. Ama ortada bir faaliyet yok. 

ACİL DURUMLAR İÇİN: İSKİ’nin deprem hazırlıkları konusunda faaliyet raporunda detaylı bilgi bulamadık. Bakın 3 gün içinde İstanbul nüfusunun yaklaşık yarısının su ihtiyacı olacağı, 1 hafta sonunda çadırkentte yaşayanların sayısının 1 milyon kişinin üstünde olacağı öngörülüyor. Raporda bu konularda sadece soyut sözler var; raporun ilgili kısımlarında. Şu kadar su hazır, şu kadar depo hazır, acil durumda şu kadar su taşıma kapasitemiz var, tuvalet ve su ihtiyaçları, temizlik ve su ihtiyaçları bunlara ilişkin kapasiteler vb. ne tür önlemler var, henüz bilmiyoruz. Aslında bunu bizim, buradaki Meclis üyeleri olarak bilmemiz de önemli değil. Önemli olan, afet durumu ile karşı karşıya kaldığında, su konusunda ne yapacağını halkın bilmesi. Deprem sonrası, nasıl su temin edilecek ve kullanılan su nasıl tahliye edilecek?  Son derece önemli.

SU HAVZALARININ KORUNMASI KONUSUNDA: Bu konuda raporun ilgili bölümünü çok zayıf bulduk. Kaçak yapıların yıkımından ve yapılmasının önlenmesinden söz edilmiş. 70 adet kaçak yapının yıkıldığından söz edilmiş. Yani 16 milyonluk bir şehirde, 70 adet kaçak yapı su havzalarını tehdit ettiğinden dolayı yıkılmış. Peki 3. Havalimanını ne yapacağız? Terkos’u bitirecek bir proje. Peki Büyükçekmece, Küçükçekmece göllerini, Sazlıdere’yi ne yapacağız? Buralardaki doluluk oranları hızla düşüyor. Kanal İstanbul adı verilen projenin, bir göle bağlanarak tesis edileceği söyleniyor.Ne olacak buralar? Kuzeydeki sulak alanlar? Arkadaşlar, birbirimizi kandırmayalım. Bakın raporda İSKİ’nin 192 adet imar planına su havzaları yönetmeliği çerçevesinde görüş verdiği yazılmış. Peki görüş vermiş de ne olmuş? Olumlu mu olumsuz mu? Olumsuz görüş verdikleri ne olmuş? Dava mı açılmış, yoksa ayıp ettin demekle mi yetinilmiş? Var mı sayısal bir veri? Yok. “Görüş verdik” deniyor.

DERE ISLAHLARI: Dere ıslahları konusu son derece önemli bir konu. Kurbağalıdere Islahı hala devam ediyor. Çok uzun sürdü. 2000 yılından bu yana sürüyor. Yeniden bir yaza giriyoruz. Yine kokular, sinekler…Bir de üstüne Hasanpaşa, Sivriada ve Yassıada kolektörleri kırıldığından dolayı atık sular Kurbağalıdere’ye verildi. Sonuçta derede kirlilik daha da arttı.

Sayın Topbaş’ın Referandum sürecinde yaptığı bir konuşmayı hatırlıyorum. Cendere ve Ayamama dereleri ile ilgili, dere ıslahını bir tür rekreasyon alanı, yaşam alanı gibi düşünüp düzenleyeceklerini söylüyor. Nerden öğrenmiş bunu? Güney Kore’ye yaptığı bir gezide görmüş. Arkadaşlar o kadar uzağa gitmeye ne gerek vardı? Biz burada neyi anlatıyoruz? Sayın Topbaş “Şehir içinde böyle kanalet olmaz” demiş. “Kanalet” dediği sulama kanalları var ya, sadece su akışı için düzenlenmiş, onları kastediyor olmalı. “Böyle kanalet olmaz” diyor. Size katılıyorum Sayın Başkan. Bu dediklerimizi yapın, bizim hep söylediğimiz gibi, dere ıslahını birer yaşam alanı gibi düzenleyin, başarısı da sizin olsun. Bizim için hiç sorun değil.

Doğan Subaşı İBB İski İstanbul
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
paykasa kart
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Gürer:Yargıya güven azaldı
Gürer:Yargıya güven azaldı
Ege adalarında durum ne
Ege adalarında durum ne