Kadına yönelik şiddet acil çözüm bekliyor

Kadına yönelik şiddet acil çözüm bekliyor

1987 yılında bir yargıçın ''Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmemek gerekir'' diyerek bir kadının boşanma talebini reddetmesiyle başlayan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı'nın öyküsü, yıllardır cinsiyet ayrımcılığına karşı verdikleri feminist mücadeleyle devam ediyor. Vakfın gönüllüsü Hale Çelebi ile kadın cinayetlerini, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve Mor Çatı'nın bu konudaki çalışmalarını konuştuk.

Kadına yönelik şiddet acil çözüm bekliyor

Ebru Gümüş/ebrugumus@omedyam.com 

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı olarak kadınlara yönelik ne gibi faaliyetlerde bulunuyorsunuz?

Bizler Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı olarak şiddete maruz kalan kadınlarla dayanışma göstermek için hizmet veriyoruz. Şiddete maruz kaldığı için bizlere başvuran kadınlara sadece sığınak hizmeti vermiyoruz. Bizlere başvuran kadınlara psikolojik, sosyal ve hukuki anlamda da yardım sağlıyoruz. Bu yardımlar bazen bilgi paylaşımı bazen de sürecin takibi şeklinde oluyor. Kadınların ihtiyaçlarına göre bütün o süreci yönlendirmeye çalışıyoruz. Kadına yönelik erkek şiddeti üzerine çalışmalar yürütürken; bu konunun nasıl önlenebileceği, yasal anlamda neler yapılabileceği ve süreç boyunca kadınların nasıl güçlendirilebileceği konusunda çalışmalar yapıp, rapor hazırlıyoruz. Bizler devletten ve sermayeden bağımsız bir feminist örgüt olduğumuz için konunun takibini bir dış gözlemci olarak gerçekleştiriyoruz.

Vakfınıza sığınan kadınlara ne gibi desteklerde bulunuyorsunuz?

Kadına Yönelik Şiddet Acil Çözüm Bekliyor Bizlere başvuran kadınlara ihtiyaç dahilinde öncelikle sığınma  desteği sağlıyoruz. Onun dışında bilgilendirme  mekanizmalarını kullandırıyoruz. Yani kadınlara haklarının  neler olduğunu aktarıyoruz. Bunu bizler bir bilgi paylaşımı ya  da deneyim aktarımı üzerinden yapmaya gayret gösteriyoruz.    Asla 'öğreten' pozisyonda değiliz kadınlar için... Bizlere  başvuran kadınlara konuyla ilgili çözüm yolları ve seçenekler  sunuyoruz ve aldıkları karar ne olursa olsun kendilerini  destekliyoruz. Bizlere başvuran kadınları öncelikle sosyal  çalışmacılarımızla görüştürüyoruz. Eğer psikolojik desteğe  ihtiyaçları varsa psikolojik destek ya da hukuki anlamda  yardıma ihtiyaçları varsa bu konuda kendilerine destekte  bulunuyoruz.

 Kadın cinayetleriyle ilgili son yıllarda  bir çok farklı rapor yayınlandı ve son  14  yılda büyük bir artış yaşandığı  raporlara  yansıyan bilgiler arasında...  Siz bu  oranın artışını nasıl  değerlendiriyorsunuz?

 Bizler kadın cinayetleri arttı diyemiyoruz. Çünkü bunun için öncelikle bir başlangıç sayısına ihtiyaç var. Başlangıç sayısının doğruluğunu da kestirmek mümkün değil. Biliyorsunuz Bianet'in her ay tuttuğu bir kadın cinayetleri raporu var o da sadece basına yansıyan ya da güvenlik güçlerine başvuran vaka sayısı üzerinden tutuluyor. Kadın cinayetlerine bazen intihar deniyor, bazen haber niteliği taşımadığı için basında yer almıyor bu nedenle rakamların doğruluğundan emin değiliz. Ancak geçmiş yıllara göre daha görünür olduğundan eminiz. Bu noktada da  feminist hareketin çok büyük bir emeği ve mücadelesi var. 'Kadın cinayetleri arttı'  konusunda bir şey söyleyemiyoruz ancak daha görünür hale geldiğinden eminiz.

Kadın cinayeti davalarında 'iyi hal', 'kravat' ve 'tahrik' indirimleri konusunda neler söylemek istersiniz?

Genel anlamda  hukuk sisteminin çok kötü olmadığını düşünsek de uygulamalarda inanılmaz cinsiyetçi yaklaşımlarla karşı karşıya kalıyoruz. Örnek verecek olursak kendisine tecavüz eden şahsı öldürdüğü için yargılanan Nevin Yıldırım'ın mahkemedeki küçük bir tebessümü indirim almasına engel oldu. İyi hal indirimleri neredeyse sadece erkeklere uygulanan bir indirim haline geldi. Mahkemelerde 'iyi hal' ya da 'uslu durma' nedeniyle erkeklere indirim uygulanıyor ancak bizler erkeklerin ne kadar hunharca ve canice cinayetler işlediklerini biliyoruz. Bu sebeple yargılama sürecindeki iyi hal bizim için bir şey ifade etmiyor diyebiliriz. Bu malesef, biraz da mahkemenin şiddetin geçmişiyle vaka  arasındaki bağı koparmasıyla alakalı. Bizler takip ettiğimiz davalarda şunu görüyoruz, 15 yıldır süren bir şiddet geçmişi var ve bir gece yaşanmış bir cinayet gibi davranıyorlar... Oysa durum öyle değil yani geçmişi de var bu olayın. Geçmişte yaşanan olaylarla bağı koparmadan yargılamalar yapılmalı.

Erkek şiddetine kurban gitmiş kadınların hakkını arama noktasında ne gibi çalışmalarınız oluyor. Takipçisi olduğunuz davalar oluyor mu?

Mor çatı üzerinden değil ama gönüllü avukatlarımız aracılığıyla takip ettiğimiz kadın cinayeti davaları oluyor tabii. Gönüllü avukatlarımız, bazı davaların izleyicisi ya da müdahil avukatları oluyorlar. Yine bileşeni olduğumuz Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu üzerinden dava takiplerini yürütüyoruz.

Şiddet uygulayan erkeğin profiline baktığımız zaman neler söyleyebiliriz? Örneğin şiddet ve eğitim seviyesi arasında bir bağ var mıdır?

Erkeğin kadına karşı uyguladığı şiddet ve eğitim seviyesi arasında bir bağ yoktur. Siyasiler, geçmişi temiz gibi görünenler, kadın dostu gibi görünen erkekler çok eşli hayat sürdürebiliyorlar... Ya da avukatların, okul müdürlerinin, emniyet müdürlerinin taciz ve cinsel istismar olaylarında adlarının geçtiğini görebilirsiniz. Kısacası kadına yönelik suçlarda her yaştan, her eğitim seviyesinden, her bölgeden erkeğin yer aldığını söyleyebiliriz.

Kadın cinayetleri ile mücadele hükümet politikalarını nasıl buluyorsunuz? Sizce yeterli adımlar atılıyor mu?

Biliyorsunuz Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM) 8 mart 2012'de faaliyet göstermeye başladı. 6284 sayılı yasa ile iyi düzenlemeler yapıldı ancak uygulamada sorunlar yaşanmaya devam ediyor. Örnek verecek olursak, karakola sığınma evine yerleşme talebiyle giden kadını güvenlik güçleri bazen eşiyle barıştırma yoluna gidiyor ya da yetki alanımızın dışında deyip kadınları sığınağa yerleştirmiyorlar ve aslında suç işliyorlar. Aslında bu yasa yapılırken güvenlik güçlerinin konuyla ilgili eğitim alması gerekiyor ve devletin de uygulamanın düzgün işlediğinin takibini yapıyor olması gerekiyor. Başka bir örnek verecek olursak ŞÖNİM, bazen çok garip gerekçelerle kadınları geri çevirebiliyor. Son çare olarak bizlere başvuran kadınlar adına BİMER üzerinden şikayetlerimizi yaparak sürece dahil oluyoruz. Denetleme mekanizmasını çalıştırmak için gayret gösteriyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın zaman zaman kadınlara yönelik yaptığı ve oldukça tepki çeken açıklamalarının topluma yansıması nasıl oluyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, nüfus  politikalarını tek başına belirliyor ve bunu biz kadınların bedeni üzerinden yapıyor. Ne yazık ki bu açıklamaları da kadınları inciterek, kızdırarak, canını acıtarak yapıyor. Zaten erkek egemen ve cinsiyetçi bir toplumda yaşıyoruz, Erdoğan'ın sözleriyse bu cinsiyetçi ve erkek egemen söylemleri her defasında yeniden üreten ve meşrulaştıran açıklamalardır. Medyaya baktığımız zaman da cinsiyetçi söylemler üreten ve kadına yönelik şiddeti cinsiyetçi dille verip meşrulaştıran bi dil oluşturulduğunu görüyoruz. Böyle bir ortamda Cumhurbaşkanı'nın bu tarz açıklamalarıyla; biz kadınlar daha çok şiddete maruz kalıyor ve daha çok öldürülüyoruz.

Mor Çatı olarak yayımladığınız 'Kamu Hastaneleri Kürtaj Uygulamaları Araştırma Raporu'na göre kamu hastanelerinde fiili olarak kürtaj yasaklanmış durumda. Neler söylemek istersiniz?

Biz malesef hukuk devleti olmaktan çıktığımız için ve bir kişinin söylediği sözler yasa kabul edildiği için yasalarda yazanı kimse uygulamıyor. Bizler bu raporu hazırlarken bir çok hastanenin başhekimine kadar ulaştık. Kendilerine hastanelerinde kürtajın neden uygulanmadığını sorduk. Bize cevap olarak 'Çünkü yasak' diyorlar. Hangi yasaya göre yasak olduğunu sorduğumuzda ise bize cevap veremiyor ve başka yerlere bağlıyorlar. Yasalara göre Türkiye'de 10 haftaya kadar kürtaj yasal ve kimse sizden bunun için bir gerekçe isteyemez. Bazı hastanelerde kürtaj olmak isteyen kadınlara evli olup olmadıkları soruluyor, eşlerinin onayı isteniyor, reşit oldukları halde ailelerine haber veriliyor ve hatta fişleme yoluna kadar gidiliyor. Bütün bu saydıklarım yasaya aykırı. Ne yazık ki bunları denetleyecek yasal bir mekanizma yok. Biz Mor Çatı olarak İstanbul'da 37 devlet hastanesiyle görüştük ve sadece 3'ü kürtaj yapabildiklerini söyledi.  Bu şu demek; özel hastanelere ortalama olarak 1500 lira ödeyemeyecek bir kadının kürtaj yaptıramaması ve istemediği bir çocuğu doğrumak zorunda kalması demek. Melih Gökçek'in dediği gibi ''Kadın ölsün, çocuk neden ölsün ki'' demekle olmuyor...  Ben bir kadınım, benim haklarım ve kendi bedenim üzerinde inisiyatif kullanma hakkım var. İstemediğim bir çocuğu 8 ay boyunca karnımda taşımak zorunda bırakılmam da benim insan haklarıma aykırıdır. Kadına kürtajı yasaklamak ya da tam tersi kürtaja zorlamak,  zorla doğum yaptırmak; kadını hiçe saymaktır ve kadına karşı şiddettir.

Bir çok feminist grubun savunduğu 'Tecavüz olaylarında kadının beyanı esas alınmalıdır' görüşüne bakış açınız nasıl?

Bizler de Mor Çatı olarak,  taciz ve tecavüz vakalarında kadınların beyanının esas alınması gerektiği taraftarıyız. Ve artık malesef çocuklara karşı istismar vakaları da sık sık gündeme gelmeye başladı... Çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarında da çocukların beyanının esas alınması gerektiğini düşünüyoruz. Kamuyoyunda bu konuda ''Kadın yalan söylüyorsa'' şeklinde saldıranlar var. Bir kadının 'tecavüze uğradım' şeklinde yalan söylemesi çok zor çünkü  mekanizma o kadar uzun yürüyor ki iddianızı belgeleyene kadar bir çok adım atmanız gerekiyor. Öte yandan hiç bir erkek ''Evet ben tecavüz ettim'' demez.  Bu sebeple bu gibi vakalarda kadınlara; ''Oraya kaçta gittin? Üzerinde ne vardı? Daha önce tanıştın mı? Bir şey içtin mi?'' gibi sorular sormak  yerine meselenin gerçekliğine inanarak nasıl olmuş olacağı ihtimali üzerinden hareket edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Yani iddianın doğru olması ihtimali üzerinden hareket edilmelidir.

Mor Çatı olarak sizin de destek verdiğiniz, ''YAŞAM: YERİNDE, YENİDEN! Dayanışmaya Ben de Varım!'' kampanyası hakkında neler anlatmak istersiniz?

Barış İçin Kadınlar hareketinin öncülüğünde gerçekleşen bu kampanyaya Mor Çatı olarak bizler de destek veriyoruz. Doğu illerindeki olaylardan sonra en büyük zararın yine kadınların gördüğünü biliyoruz. Bizler erkek şiddetinin de savaşın da birlikte ve bütün halinde perçinlendiğinin farkındayız. Böyle bir durumda bir kadın olarak savaşa sessiz kalmamız söz konusu olamaz. Çünkü savaş ilk önce kadınları vuruyor. Savaşlar kadınlar için taciz demek, göç demek, tecavüz demek, çocuklarının öldürülmesi demek... Savaşlar ve militarizm erkek şiddetini her zaman yüceltmiş ve perçinlemiştir. Bu yüzden o bölgede yaşayan kadınlarımızla da her zaman birlikte mücadele içinde olacağız.

Ebru Gümüş Mor Çatı Kadın Sığınağı Kadına Şiddet Hale Çelebi Omedyam Kadın Cinayetleri
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
paykasa kart
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Çöp taksi hizmete başladı
Çöp taksi hizmete başladı
Gürer:Yargıya güven azaldı
Gürer:Yargıya güven azaldı