Pendik Escort Bayan Escort Kartal Maltepe Escort kaçak iddaa siteleri casino siteleri bahis siteleri Cansel Arslan Sistemi Değiştirelim, İklimi Değil!
Advert
Advert
 Sistemi Değiştirelim, İklimi Değil!
Cansel Arslan
hgs yükleme kent kart yükleme

Sistemi Değiştirelim, İklimi Değil!

Büyük şehirlerde hava kirliliğinin, genel olarak da içme suyu ve çevre kirliliğinin katlanarak artması; gezegenin ısınması, iki kutupta buzulların erimesi; “doğal” afetlerin artması, ozon tabakasının delinmeye başlanması, tropikal ormanların büyük bir hızla yok olması ve binlerce türün yok olmasıyla biyo-çeşitliliğin hızla azalması, toprakların tükenmesi; çölleşme, başta nükleer çöpler olmak üzere çöplerin birikmesi ve bunların okyanuslarda ya da anakaralarda kontrol edilmesininimkansızlaşması; nükleer faaliyetlerin artması ve yeni Çernobiller tehdidi; besinlerin böcek ilaçları ve diğer toksik maddelerle ya da genetik manipülasyonlarla kirlenmesi; deli dana ve diğer hormonlu etler…

 

   Bütün tehlike işaretleri kırmızı: Çılgın çıkar yarışı, kapitalist/endüstriyel medeniyetin üretime dayalı ve ticari mantığı bizi sonuçları hesap edilemez bir ekolojik felakete götürmektedir. Kapitalist genişlemeyle ortaya çıkan, sonu gelmeyen büyüme dinamiğinin gezegen üzerindeki insan yaşamının temellerini yok etme tehdidini saptamak, felaket tellallığına boyun eğmek demek değildir!

 

   Ekososyalizm; ekolojik düşünceyle, sosyalist (Marksist) düşüncenin kaynaşmasıyla ortaya çıkan radikal bir alternatif. Temel önermesi şudur: Doğal çevrenin, gezegenimizdeki canlı hayatın lehine korunması, kapitalist sistemin genişlemeci ve yıkıcı mantığıyla bir arada bulunamaz. Gezegenin temel ekolojik dengeleri, sisteme saldırmadan kurtarılamaz; doğanın savunusu için verilecek mücadeleyle toplumun dönüştürülmesi için verilecek mücadele birbirinden ayrı düşünülemez.

 

   Ekososyalizm; doğa, toplum ve tekno-determinizm gerilimini insan-doğa-emek ilişkisinden yola çıkıp tarihsel materyalizmle temellendirirken, Marksizmi üretimci boyutlarından kurtarmakla bir nevi özeleştirisini yaparak, doğa ve emek sömürüsünü eşzamanlı ele alan pratiği örgütler. Fiziksel sınırlarla bağlı bir dünyada sınırsız büyümenin mümkün olduğunu ileri süren yeşil kapitalizmi reddederek, neoliberal devletin sermaye çıkarına geri çekilmesine karşı tabandan adem-i merkeziyetçi, özyönetime dayalı, hümanist, eşitlikçi ve demokratik bir toplum alternatifi kurgulayan; bu alternatife ulaşmak için siyasal öznelerini insanla doğanın, sınıfla kimliğin birliğini yeni enternasyonalizmde birleştiren bir teori olarak ekososyalizm bugün Bolivya’da, Ekvador’da, Chiapas’ta olduğu gibi; Türkiye’nin dört bir yanında sosyo-ekolojik yıkıma direnenlerle birlikte somutlaşmaya devam ediyor.

 

   Sermayenin devletin (gitgide özelleştirilen, taşeronlaştırılan) şiddet tekeliyle birlikte merkezileştiği günümüzde, yoksul halkların, kadınların, eşcinsellerin, öğrencilerin, işçilerin, köylülerin ve çiftçilerin birlikteliği, ekososyalist toplumun kurucu iradelerinin eylemliliğiyle geleceğini de inşa ediyor. Bu anlamda bugüne ve geleceğe dair siyasi bir tahayyül olarak ekososyalizm, eş zamanlı ve etkileşen doğa-emek sömürüsüne karşı dipten gelen bir dalga olarak barbarlığın yegâne alternatifi olarak konumlandırılmaktadır.

 

 

 

 

 

Ekososyalizmin kurucu unsuru-Marksizm

   1970’lerden itibaren gittikçe belirginleşen çevre politikaları, insanın doğanın hâkimi mi parçası mı olduğuna dair tartışmalardan uluslararası birikim sisteminin çevresel yan ürünlerinin birikime zarar vermeyecek şekilde bertaraf edilmesine değin pek çok şekilde tezahür etmiştir. Bu süreç içinde yıkılan duvarlar ve çöken bloklar eşliğinde Marksizmin ve eşitlikçi-özgürlükçü bir uluslararası toplum tahayyülünün yeniden düşünülmesine de geri dönüldü. Bu geri dönüş, Marksizmde ekoloji tartismalarını üç ayrı kategoriye ayırmış oldu. İlki Marx’ın düşüncelerinin temelde anti-ekolojik olduğunu onun Prometheusçuluğu ve reel sosyalizm ile desteklerken, ikinci grup Prometheusçuluğu seçmiş olsa da Marx’ın düşüncelerinin ekolojik tartışma açısından aydınlatıcı olduğuna inanır. Son grup ise Marx’ın ekolojik yıkımın farkında olduğunu ve bunu teorisinde zaten sorunsallaştırdığını, kapitalizm ve komünizm analizlerinde sıklıkla ekolojiye yer verdiğini ve geleceğin toplumunda da sürdürülebilirliğin merkezi bir kavramı olacağını savunur.

 

   Ekososyalizm ise her üç yönelim arasında, Marx’taki ekoloji çelişkisi ve eksikliğini görür ancak bu çelişkiyi klasik Marksizme has olarak algılar. Bu bağlamda, ekososyalizm, bu vizyondan hem temellenir hem de bu vizyonun özeleştirisini yaparak geliştirir. Marksizmden temellenir çünkü işe kapitalist üretim tarzının bizzat iktisadın yasalarıyla hem emek hem de doğanın sömürüsünü doğallaştırdığının tespitiyle işe başlar. Başlangıç noktası, ayrılmaz bir ilişki olarak doğa-insan doğa-tarih bütünselligi doğrultusunda doğanın materyalist kavraņısini önkoşul olarak dayatır.

 

Marx ve Engels bu materyalizmi şu şekilde ifade etmektedirler:

İnsan, hayvandan, bilinçle, dinle ya da başka herhangi bir şeyle ayırt edilebilir. İnsanın kendisi ise, geçim araçlarını üretmeye başlar başlamaz kendisini hayvandan ayırt etmeye başlar. İnsanlar kendi geçim araçlarını üretirken, dolaylı olarak, kendi maddi yaşam koşullarını da üretirler. Emek, bu anlamda insan ile doğa arasındaki etkileşimi ve insan yaşamını belirleyen sonsuz bir zorunluluktur. İnsan, doğanın malzemelerini kendi gereksinimlerine uygun bir biçime sokmak için kendi bedenine, kollarına, bacaklarına, kafasına ve ellerine ait doğal güçleri harekete geçirir. Bu hareket aracılığıyla, dış doğa üzerinde eyler ve onu değiştirir. Bu emek süreci, insan ile doğa arasındaki metabolik alışverişin evrensel, insani varoluşun doğaca dayatılmış koşuludur. Bu sebeple insan-doğa diyalektiği ancak ve ancak emekle bütüncül olarak kavranabilen ve sürekli yeniden üretilen bir nitelik taşır. İnsan-doğa ilişkisi bu yüzden aynı zamanda bütünsellik içerisinde ele alınan organik bir ilişkidir. Zira Foster’a göre “Doğa insanın inorganik bedenidir demek, insanın dışındaki doğayı ifade eder. İnsan doğadan yaşar, yani doğa onun bedenidir ve ölmeyecekse doğayla sürekli bir diyalog sürdürmelidir. İnsanın fiziksel ve zihinsel hayatının doğaya bağlı olduğunu söylemek, doğanın kendi kendisine bağlı olduğunu söylemektir, çünkü insan doğanın bir parçasıdır”.

 

   Marx’ın doğa kavrayışını ele almak kapitalist üretim tarzını masaya yatırırken öncelikli olarak önemlidir. Bu bağlamda kapitalizmin üreticilerin üretim araçlarından koparılması, üretim araçlarının ayrıcalıklı tek bir sınıfın elinde toplanması ve insanların var oluş sebebi olan emeğin alım satıma konu olmasından oluşan üç temel karakteristiği madde/biçim, kullanım-değişim değeri gibi ikilikler çerçevesinde ele alınabilir (Mandel, 1998)

  

   Başka bir ifadeyle toplum için maddi zenginlik olan emek ve doğa, kapitalizm için işgücü ve ham maddedir. Her defasında el koyduğu zenginliği, yani emeği ve doğayı maksimize ederek büyür. Kapitalizmin “Büyü ya da öl!” mantığı da buradan kaynaklanır.

 

Mücadelenin İnşa̧ası: İnsanla Doğanın, Sınıfla Kimliğ̆in Birliği

   Ekososyalizmin temel derdinin hava, su, toprak, biyoçeşitlilik gibi (ama aynı zamanda kentsel ortak alanlar, imece gibi dayanışmaya dayalı kültürleri de kapsayacak şekilde) müştereklerinin (commons) korunması, geliştirilmesi, eşit ve adil bir biçimde dünya üzerindeki yaşamı koruyacak ve devam ettirecek bir biçimde kullanımı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.. Ekososyalist bir tahayyül bu temel derdini bize dayatılan sınıf ve kimlik çizgilerini kırarak, insanın doğaya hükmeden değil parç̧ası olduğu bütünü dönüştürme gücü olan bir varoluş olarak ele alır.

Hareketin önemli isimlerinden Daniel Tanuro ekososyalist mücadelenin inşasında dört ana teorik çalışma eksenini şöyle sıralamıştır:

1. İnsanın doğa üzerinde hâkim olduğuna dair algı ve eylemler terk edilmelidir.

2. Doğanın insanın işlediği bir alan, toplumsal varlığı üretmek için gerekli ihtiyaçların karşılandığı bir dükkan ve bu insan faaliyetle- rinin kaçınılmaz sonucu olan atıkların bırakıldığı bir çöplük olarak gören sığ, faydacı ve doğrusal bakış açısından vazgeçilmelidir.

3. İnsani ihtiyaçları karşılamak için kullanı- lan enerji kaynakları ve dönüşüm yöntemleri toplumsal anlamda nötr değildir.

4. Emeğin üretkenliğinin artmasına eleştirel bir bakış yöneltilmelidir.

 

   Bu mücadelenin kurgusu Kovel’e  göre ekosentrik, özgür biçimde örgütlenmiş emeğin aşağıdan yukarıya kuracağı komitelerle, kolektiflerle ve bunların asambleleriyle oluşacaktır. Ekososyalist bir gelecek için fiks bir menü veya tek dozluk bir reçete yoktur, zira ekososyalizm bir süreçtir. Yine Kovel’in belirttiği gibi ekolojik kriz bir sona işaret ettiği için ekososyalizm yeni bir başlangıç olmalıdır. Bu başlangıç ise varoluşsal bir tercihtir. Fakat bunu yaparken tek bir noktadan dağılan bir önceki devrin devrimlerinin yolunu seçmemeli, farklılıklarından ve çeşitliliğinden kuvvetle hayat adına ve hayatı korumak için şekillenmelidir. Bu anlamda Sakar’a göre ekososyalist bir devrim için bugün eksik olan şey ne teknolojik imkânlar, ne emek-yoğun teknolojiler ne de ekolojik krizin materyal sınırlarına varmış olmak değildir. Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla bugün ortalama bir küresel Kuzey ülkesi hayat standardını sürdürmeyi isteyen/hedefleyen kitlelerin daha çok ile değil daha iyi ile yaşamaya dönük öznel hazırlığıdır.

   Ekososyalizm, Marx’taki ekonomi politiğin eleştirisini ekoloji mücadelesine taşır. Nitekim  teknik gelişmeyle hedeflediği kısa çalışma ve boş zaman vurgusu, ekososyalizmin temel çıkış noktalarından birisidir. Sosyalist üretimin yolunun da amacının da ekolojik bir çerçevede yeniden tanımlanmasını öngörmektedir. Velhasıl ekososyalizm, Marx’ın bıraktığı yerden para muhasebesinin yerini (madde ve değerler ekseninde) ekoloji muhasebesinin almasıyla ekonomi politiğin eleştirisini ekoloji politiğin eleştirisine dönüştürür. Ekososyalist bir perspektif emeğin ve doğanın kapitalizmin kendi kuyusunu kazan yıkıcılığının ayyuka çıktığı budönüm noktasında “homojen ve farklılaşmamış” bir insanlığı (Benlisoy, 2009) değil ezilenlerin ve eyleyenlerin birliğini değişimin aktörü olarak görür. Ekososyalist bir praksis bu bağlamda tüm aciliyetiyle bugünün ve geleceğin tahayyülüdür.

 

Yararlanılan kaynaklar: Ekososyalizm-Bugüne ve Geleceğe Dair Siyasi Bir Tahayyül Ethemcan TURHAN & Hande ATAY

Ekososyalizm-Micheal Löwy

Ekososyalist Manifesto

Micheal Löwy’le Ekososyalizm Röpartajı-Çeviri Nuh Köklü 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YÖK Başkanı Saraç: Sınavın ertelenmesi öğrenciler için şans
YÖK Başkanı Saraç: Sınavın ertelenmesi öğrenciler için şans
İYİ Parti’den AKP'ye yanıt!
İYİ Parti’den AKP'ye yanıt!