Pendik Escort Bayan Escort Kartal Maltepe Escort kaçak iddaa siteleri casino siteleri bahis siteleri Güney Yeşildağ SURİYE’YE GİRİŞ- 101
SURİYE’YE GİRİŞ- 101
Güney Yeşildağ
hgs yükleme kent kart yükleme

SURİYE’YE GİRİŞ- 101

Türkiye dün akşam saat 04.00 itibari ile Suriye’ye askeri operasyon başlattı. Ancak yıllardır süregelen savaşın ‘sıradanlaşan’  bir gündem yaratmış olması, ülkedeki birçok insanın konuya ‘Fransız’ kalmasına neden olmuş gibi görünüyor. Bu yazıda dilimin döndüğünce en basit düzlemde Suriye’de olan biteni ve aktörlerini anlatmaya çalışacağım. Kısacası bu yazının başlığını ‘’Suriye-101’’ olarak belirleyebiliriz. 

Suriye 1918 yılında Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını kazanmış ancak Fransa başta olmak üzere sömürgeci ülkelerle mücadelelerine devam etmiş ve 1946 yılında tam bağımsızlıklarını sağlamışlardır. 

Bağımsızlık mücadelesi ve ülkenin bugüne kadar olan sürecini incelemeye kalkan bir kişiyseniz, karşınıza çıkacak ilk şey Baas Partisi’dir. Yazının başında da söylediğim gibi kavramları ve aktörleri en basit şekliyle tanımlayarak geçecek bir yazı olacak. ( Sonra hocalarımız yazıları okuyup bu kadar yüzeysel bakılır mı demesinler diye girilmiş bir içeriktir )

BAAS PARTİSİ: 1953'te Mişel Eflak'ın Arap Diriliş Partisi ile Ekrem Havrani'nin Arap Sosyalist Partisi'nin birleşmeleriyle kurulan bir partidir. Anlaşılacağı üzere Arap toplumunun Sosyalizm altında birleşmesi ve örgütlenmesi için kurulmuş bu parti Arap coğrafyasında ciddi bir etki alanı yaratmıştır. Suriye’de başlayan hareket Irak’a da sıçramış ve Saddam Hüseyin öncülüğünde hükümet etmiştir. Baas Partisi’nin bölgedeki gücünde S.S.C.B’nin rolünü ise hafife alınmayacak kadar ciddi rol oynamıştır. Suriye’ye dönecek olursak, hareketin öncülüğünü ‘Baba Esad’ olarak bilinen Hafız Esad üstlenmiştir. Asker kökenli olan Baba Esad 1971 ile öldüğü yıl olan 2000 yılına kadar devlete başkanlık etmiştir. Baba Esad’ın ve tüm kamuoyunun beklentisi büyük oğlu Basil Esad’ın yönetimi devralması üzerine iken 1994’te Basil’in hayatını kaybetmesi sonucunda İngiltere’de eğitim gören Beşşar Esad apar topar ülkeye getirilmiş ve görevi devralacağı 2000 yılına kadar çeşitli görevler üstlendirilmiştir. 

Beşşar Esad ülke yönetiminde pek gözü olmayan daha çok tıp alanında çalışmalar yapan ve entellektüel gelişim için vakit harcayan birisiydi. Abisi trafik kazasında ölünce ve en küçük kardeşi madde bağımlılığı ile ön plana çıkan biri olunca Baba Esad tarafından en uygun kişi olarak atfedildi. 

Sonuç olarak Baba Esad 2000 yılında hayatını kaybedince Beşşar Esad yönetimi devraldı.

2000 yılında  2011 yılı mart ayına gelene kadar mutlak otorite olan Beşşar Esad, ‘Arap Baharı’ nın etkisi altına girdi.

Nedir bu ‘Arap Baharı’ mevzusu? 

‘Arap halklarının demokrasi, özgürlük ve insan hakları taleplerinden ortaya çıkmış; bölgesel, toplumsal bir siyasi-silahlı harekettir. Protestolar, mitingler, gösteriler ve iç çatışmalar yaşanmıştır’. Bu tanım Batılıların ‘Arap Baharı’ tanımıdır. 

Evet ‘Arap Baharı’ öncesinde Arap ülkelerinde demokrasi, insan hakları, özgürlük, eşitlik, adalet gibi kavramların var olmadığı doğrudur. Peki hareketin başladığı 2010 yılından 2016 yılına gelindiğinde birçok ülkede ‘Diktatör’ ler devrilmiş olmasına rağmen bu kavramlar yerine gelmiş midir? Cevap çok net olarak HAYIR.

Birçok ülke ‘Arap Baharı’ ndan önceki konumundan çok daha kötü bir konumda demekte mümkün. Yazının en başından beri ‘Arap Baharı’ nı tırnak içinde yazmamın sebebi ise bu hareketin batılılar tarafından tanımlandığı gibi bir ‘Bahar’  durumu taşımamasıdır. Şayet propaganda yönünde uzmanlaşmış batı, bu olguyu bizlere Bahar olarak kakalamak peşinde demekte mümkün. 

‘Ya Güney sen de kalkıp Arap Baharı Amerika’nın bir oyunudur mu diyorsun?’ derseniz cevabım hayır. Tabiki Arap Coğrafyası’nın Batılı normlara kavuşması herkes gibi benim de istediğim bir durum. Ancak bizlere kakalanmaya çalışılan bu durumun bir bahar niteliği taşımadığını söylemek isterim.

2010 yılında Arap Coğrafyası’nda başlayan hareketlilik 2011 yılında Suriye’de de etkisini göstermeye başladı. Tunus’ta Muhammed Buazizi’ nin kendini ateşe verdiği gün başlayan olayların hemen ertesi gününde dış politika dersi aldığım üstat Prof.Dr. Erol Manisalı derste aynen şu cümleyi kurmuştu ‘Çocuklar bu olay Domino Etkisi yaratır. Bütün coğrafyayı esir alır, belki de ucu Türkiye’ye bile dokunur.’ demişti.

Evet domino etkisi ile olaylar Suriye’ye de sıçramıştı.

Baas Rejimi’ne karşı ayaklanan muhalif gruplar ülkenin çeşitli yerlerinde düzensiz (asimetrik) bir silahlı mücadele başlatmıştır.

Kim bu muhalif gruplar?

-IRAK-ŞAM İSLAM DEVLETİ (IŞID): Bu örgütü uzun uzun anlatmak başlı başına bir yazı konusu. Belki ayrı bir yazıda IŞID ele alınabilir. Ben ise çoğu insan tarafından bilinmeyen bir iki yönüne değinip geçeceğim. Sanılanın aksine beş on tane psikopatın bir araya gelip cihat adı altında dünyaya savaş açtığı bir örgütten çok daha fazlasıdır IŞID. Açılımı Irak-Şam İslam Devleti. Yani hedef Irak ve Suriye içerisinden çıkartılacak bir devlet kurmak. İsminde bahsedildiği gibi kendilerine ait ‘devlet’ mekanizmaları da mevcut. Dünya’nın bir çok ülkesinden katılımcı almalarını sadece ‘cihat’ adı altında örgütlenmelerinden kaynaklanmamakta. Hali hazırda güçlü bir propaganda ekipleri mevcut. Örnek vermek gerekirse bizim gibi yüz yıllık bir ülkenin bile bir ‘Siber Ordu’ su  yokken onların var. Bizler ‘deep web’ in ne olduğunu bile bilmeyen politikacılar tarafından yönetilirken, ilkel olarak tanımlanan Işıd, deep web kullanarak kendilerine

‘Mücait’ devşirmekte.

İşgal ettikleri yerlerde kendi ‘hukuk’ sistemlerini, kendi hiyerarşik düzenlerini kısacası bir çok devletin daha ilerisinde bir örgütsel model üzerinde mücadele etmekteler. İnanmazsınız belki ama kendi ‘bilim insanları’ var ve çalışmalarına devam ediyorlar.

Böylesine büyük bir planlama içerisine girebilen bir yapının ‘dış destek’ olmadan bu kadar güçlenmiş olduğunu söyleyecek kadar cesur birileri varsa kendileriyle tartışma hakkımı saklı tutuyorum.

-ÖZGÜR SURİYE ORDUSU (ÖSO): Ne kadar ‘özgür’ oldukları üzerine çok farklı yorumlar bulunan bu grup Esad Hükümeti’ni yıkmak amaçlı yola çıkmış bir silahlı yapıdır. İrili ufaklı birçok muhalif güç bu çatı altında toplanmış durumda. Uluslararası destekleri ise çoğu örgütte bulunmayan cinsten. Ne kadar yasa dışı olarak elde edilmiş belgeler kanıt niteliği taşımasada wikileaks belgelerinin doğruluğunu pek tartışmaya açık görmeyenlerdenim. Sızan belgelere göre Amerika Birleşik Devletleri diplomatik belge sızıntıları kapsamında ABD, Fransa, İngiltere, Ürdün, İsrail ve Türkiye'nin olduğu ülkeler Suriye'ye gizli görevlerle silahlı personel göndermiştir. 

Ayrıca wikileaks belgelerini bir kenara koyduğumuz taktirde de ABD hükümeti tarafından verilen izin sayesinde Özgür Suriye Ordusu için ülke çapında mali yardım toplanmasına ve iletilmesine izin verilmiştir. Katar hükümetinin Suriye'nin elçilerine muhaliflerin saflarına geçmeleri için rüşvet teklif ettiği de ortaya çıkartılmıştır.  Alman Deniz Kuvvetleri'ne ait Oker adlı savaş gemisinin muhaliflere istihbarat desteği verdiği iddia edilmiştir.
İşin Türkiye boyutunu biraz daha detaylı işlemek gerekli olduğu kanaatindeyim.

Türkiye'deki çok sayıdaki Suriye mülteci kampınında etkisi olduğu yolunda iddialar bulunmaktadır.

Hatay:

Özgür Suriye Ordusu'na mensup kişilerin kaldığı Hatay'daki Apaydın mahallesi yakınlarındaki kampa girmek isteyen CHP'li vekiller kampa sokulmamıştır. Kampta bulunan kişilerin geceleri sınırdan Suriye'ye geçerek çeşitli eylemlerde bulundukları, daha sonra yeniden kampa döndükleri belirtilmektedir. Kamptaki kişilerin Hatay ilinde varlıkları ve davranışları yüzünden yerel halkla aralarında çok sayıda tartışma ve kavga çıktığı bilinmektedir. Kampın yoğun olarak gündeme gelmesi üzerine kampta inceleme yapan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'nun AKP ve MHP temsilcisi üyeleri kampı yanlarında sadece Anadolu Ajansı muhabirleri olduğu halde gezmiş, gezi sonrasında herhangi bir uygunsuzluk görmediklerini açıklamışlardır. Ancak buna rağmen kampın yabancı silahlı kuvvetleri barındırdığı için yasadışı olduğu CHP tarafından iddia edilmiştir. İlde savaş karşıtı etkinliklerin sayısının artması üzerine valilik tarafından yapılan açıklama uyarınca şehirde basın açıklaması, toplantı ve gösteri yapılması yasaklanmıştır. Yasak fiili olarak ilan edilen bir olağanüstü hal olarak nitelendirilmiştir.

Gaziantep:

Özgür Suriye Ordusu mensubu kişilerin Gaziantep'te Suriye'de kullanmak üzere bomba imalatı yaptıkları, imalat sırasında yaşanan patlama sonucunda ortaya çıkmıştır.

Yani özetlemek gerekirse OSÖ muhalifler arasında uluslararası desteği en açıktan alan örgüt konumunda. Türkiye’den de bir çok alanda açık ve kapalı destek alınmakta.  Cumhurbaşkanı’mızın bugün (24.08.2015) tarihli açıklaması ’Bırakın Suriye’nin geleceğine Suriye Halkı kendisi karar versin’ açıklaması ise klasik bir politik yüzsüzlük olarak karşımızda durmakta. Aslına bakarsanız bu savaşı güzel açıklayan bir durum. Söylemlere bakarsanız Işıd ile bütün dünya savaşıyor ancak bu kadar para bu kadar silah bu kadar teknolojiye nasıl sahip oldukları bilinmiyor.

-PYD, YPG, YPJ, PKK: Suriye savaşı hakkında bir haber izliyorsanız karşınıza çıkması muhtemel örgüt isimleridir. Bizlere en tanıdık gelen terör örgütü PKK olsada diğerlerinin PKK’dan ayrı değerlendirilmesi sadece batı romantikliği olurdu. Tek tek gidelim

PYD: Pyd Suriye Kürt bölgesi Rojava'da bulunan Kürt partisinin ismidir. 2003 yılında kurulmuştur. Pyd'nin Kürtçe açılımı Partiya Yekîtiya Demokrat (Demokratik Birlik Partisi). Pyd'nin başkanı Salih Müslim'dir. Salih Muslim defalarca Ankara'ya davet edilmiş hükümet yetkilileriyle görüşmeler yapmıştır.

YPG: Ypg, Pyd'nin silahlı kanadının ismidir. Kürtçe ismi ''Yekîneyên Parastina Gel'' şeklindedir. Türkçe anlamı ''Halk Savunma Birlikleri''dir.

YPJ: Ypj ise Ypg'nin kadın savaşçı birliklerine verilen isimdir. Kürtçe ismi ''Yekîneyên Parastina Jin'' yani ''Kadın koruma Birlikleri'' anlamına gelmektedir. 

Kürt yapılanması konusuna detaylı bir giriş yapmayı tercih etmiyorum. Şayet konunun ülkemizde ‘hassas’ olarak değerlendirilmesi yazının içeriğinin Suriye’den çıkıp Kürt Meselesi haline dönüşmesine izin verme niyetinde değilim.

Suriye’de Kürtler’in verdiği mücadeleye ‘Amerika’nın Maşası’ yorumunu yapacak kadar lümpen değilim. Kürtlerin bu bölgedeki mücadelesini ülkesiz kalmış en büyük ırk nufuslarından birinin (Belkide tektir) devlet kurma mücadelesi olarak değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Ancak böyle düşünüyor olmam açıktan yapılan Amerika desteğini görmeyeceğim anlamına gelmemekte. Bölgede birçok sebeple strateji kurup uygulamaya çalışan ABD, George Bush döneminde yaşanan maliyetleri yaşamamak için Obama döneminde ‘Hard Power’ politikalarını ‘Soft Power’ olarak düzenlemeye çalıştığı tüm dünya tarafından kabul gören bir gerçek. ’Soft Power’ politikası uyguluyor olmaları Ortadoğu’dan ellerini eteklerini çekme anlamı taşımadığı da bir gerçeklik. Bu kapsamda ABD Ordusu’nun Suriye bataklığında bulunmasındansa daha az hasarla bölgede bulunmanın yolunu bulmuş olduğunu söylemek mümkün.

Daha önce ki cümlede bahsettiğim üzere ABD’nin bölgede bulunmak isteğinin birçok sebebi var. Bunlardan birisi de bölge enerjisini Akdeniz’e ulaştırma isteği.

‘Hocam koskoca ABD bölgeden çıkan enerjiyi Akdeniz’e ulaştırmak için Kürtler’e mi ihtiyacı var?’ derseniz yanılırsınız.  Çünkü ABD eliyle kurulacak bir devletin üzerinden enerji aktarımını sağlamak çok daha maliyetsiz, çok daha az diplomatik prosedür ve ilişkiyle mümkün olacağı gerçeğini atlamış olursunuz. Bu durumların toplamı ise ABD’nin PKK’yı terör örgütü olarak tanıması, ancak PYD’nin PKK ile bir alakası yoktur demesinin sebebidir. Aksi durumda ABD iç kamuoyunda terör örgüne destek vermenin ağır sorumluluğu altında kalacak olan Obama yönetimi durumu geçiştirecek demeçler verip konuyu kapatmak peşinde.

Bu anlattıklarımın bağlanacağı nokta ise yine ismini sıkça duyduğumuz bir kavrama bağlanmakta. 

KÜRT KORİDORU:

Kürt Koridoru’ denen bölge hakkında bir iki bilgi vermeden geçmeyelim. Görselde kırmızı olarak işaretlediğim hat üç aşağı beş yukarı hedeflenen koridor bölgesidir. Bu bölgede kurulacak hakimiyet batıya uzanan enerji hattının en kısa yolla batıya ulaşmasını sağlamak hedefinde. 

Enerji alanında çalışma yapan birisi olmadığım için bu konuyu da hızlıca geçmeden önce bir iki dikkat edilmesi gereken husustan bahsedip enerji konusunu tamamlayacağım. Yine büyük üstatlardan Prof.Dr. Tolga Yarman bir ders sırasında aynen şu cümleleri kullanmıştı ‘Elinize bir dünya haritası alın ve enerji kaynaklarının yoğun olduğu bütün noktaları işaretleyin. İşte bunu yaptığınız an dünyadaki tüm iç savaş bölgelerinin de haritasını çıkarmış olursunuz’.
 
 Suriye üzerinden geçen enerji koridoru Kıbrıs sorunundan bağımsız olarak düşünülecek bir konu değil.

Türkiye’nin Kıbrıstaki üç garantör devletten birisi olması ulusal çıkarlarımız için büyük önem arz etmekte. Türkiye’nin Kıbrısta ne işi var diyip Kıbrıs konusuna yorum getiren akademisyenleri gördükçe diplomamı yırtıp atasım gelmiyor değil. İngiltere’nin, Yunanistan’ın ne işi varsa Türkiye’nin de o işi var. Ulusal çıkarlar…

TÜRKİYE’NİN TUTUMU:

Türkiye Cumhuriyet kuruluş felsefesinde dış politikasının çerçevesini belirlemiştir. Bir çoğumuzun ezbere bildiği mottomuz ‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ politikası öyle hasbelkader ortaya çıkmış değildir. Bölge durumunu çok iyi analiz etmiş olan Mustafa Kemal Atatürk bu coğrafyada savaşsızlık halinin ulusal güvenliğe katkılarını yüz yıl evvel temellendirmiştir. 

Bu politika cumhuriyet tarihi boyunca korunurken AKP iktidarının son döneminde alt üst edilmiştir. Üstelik komşularla sıfır sorun olarak yola çıkılan ve ülke geleneklerine taban tabana uyumlu bir söylemden bu duruma nasıl gelinebildiği ise gerçek bir tez konusu olabilir. Dış politikayı iç politikanın malzemesi haline getirmek ve şovenist  söylemlerle iç hesaplarda puan kazanmak adına ortaya konulan politika tamamen karşılıksızdır. ‘Yeni Türkiye’ kisvesi altında ‘Osmanlıcık’ oynama durumu bugün bizleri nur topu gibi bir savaş sahibi yapmıştır.

Açık söylemek gerekirse, Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir kurumsal alt yapısı olmadan hayaller dünyası üzerine kurulmuş ‘Bölge Lideri Devlet’ projesi bütünüyle hayalperestliktir. Evet Türkiye bölge ülkelerine göre güçlü bir devlettir. Güçlü olmasının sebebi ise temellendirilmemiş bir bölge liderliği iddiasından değil güçlü bir Uluslararası İlişkiler Politikasından geçmektedir.

21.Yüzyılda ülke güvenliğinin topla tüfekle sağlanamayacağı göremeyen politikacılar naçizane bir hatırlatma yapmadan geçmeyelim. Ülkeler çeşitli özellikleri üzerinden güvenlik sağlamakta. Örnek vermek gerekirse ordu gücünden bahsedilemeyecek olan İsviçre dünyanın en dokunulmaz ülkelerinden birisi konumundadır. Nedeni ise dünya şirketlerinin para kasası olmalarıdır. 

Peki Türkiye’nin özelliği nedir?

Coğrafi Konumudur.

Doğuyla batıyı birbirine bağladığı gibi, doğu ve batı arasındaki tampon bölgedir. Bu konum bize enerji koridorları, ticaret yolları, batıyla doğu arasındaki güvenlik tamponu olabilme gücü sağlamaktadır. Bu konum kullanılarak dış politika gücü elde edilmelidir.

Aynı zamanda terazi politikası güdülerek tek eksenli dış politikadan çıkılmalı ve diğer büyük güçler de terazinin diğer kantarına oturtulabilmelidir.

İmkansız mı dersiniz?

Osmanlıcılık hayalinden daha güçlü bir ihtimal olduğu kesin.

Bölgede savaşsızlık imkansız mı?

Doğru politikayla imkanlıdır. Bu durumun en güzel örneğini göstermiş kişi ise Anıtkabir’de Ata’nın karşısında yatan büyük müzakere üstadı İsmet Paşa’dır.

2.Dünya savaşının dibinde olup bu savaşa dahil olmamak Türkiye Cumhuriyeti’nin hala var olabilme sebebidir.
Bugün 3.Dünya savaşı çıksa önde bayrak tutacak olan ‘Devlet Büyükleri’ ne duyurulur.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Taklit edilemez denilen ehliyetin sahtesini yaptılar!
Taklit edilemez denilen ehliyetin sahtesini yaptılar!
İDO seferleri iptal edildi
İDO seferleri iptal edildi