Çiğdem Şener ESARET ALTINDA BİR SULTAN malatya escort kayseri escort etlik escort ankara escort porno istanbul escort antalya escort türk porno ankara escort travesti ankara partner
ESARET ALTINDA BİR SULTAN
Çiğdem Şener

ESARET ALTINDA BİR SULTAN

''Beni evhamlı sanıyorlardı hayır! Ben sadece gafil değildim, o kadar.''

                       * * * * *
     Babaların çocuklarını, çocukların babalarını kısacası memleketin yarısının diğer yarısını jurnallediği zamanlar ve Osmanlı  tahtında  geçirdiği 33  yıl boyunca, adeta gölgesinden  korkan bir  adam olarak  yaşamak  zorunda kalan   II. Abdülhamit.

     Kendinden önce iki padişahın tahttan indirilmiş olması, iç ve dış siyasetin önü alınmaz oyunları, Azınlık komitelerinin ayaklanmaları, hatta bir cuma selâmlığında kendisine yönelik olarak yapılan ve rastlantı sonucu kurtulduğu bombalı suikast, onu yavaş yavaş görünmez bir cendere içerisinde sıkıştırmıştı. 

      İşte bu güven ortamından yoksun şartlarda yaşayabilmek için bir takım tedbirler almak zorunda kalmıştı. Söz gelimi yangın çıkar korkusuyla sarayında elektrik kablosunu, iletişim güvenliği için çağın önemli yeniliği telefonu, suikastçiler ve vatan hainlerinin işlerini kolaylaştırabilmesi ihtimaliyle otomobili, memlekette külliyen yasaklamıştı. Yıldız Sarayın'da her gece ayrı bir yatakta yatardı. Bu yatakların hepsi giriş katına yakındı. Gece uykusuna rahatça dalamazdı. Bu yüzden gidiş müdürü Mahmut Efendi, esvapçısı İsmet Efendi, mabeynci Emin Bey sırayla kendisine polisiye romanlar okurdu. Bazen ''Madem ki asker bunun üzerinde yatıyor, o halde ben de yatarım'' diyerek seyyar yataklarda uyurdu. Yatağında ayaklarını uzatmaz, bunu sağlamak için ayak tabanlarına yastıklar koyardı. Başucu da daima daha yukarıdaydı. Tıpkı oturur gibi. 
 

     Onun suyu özel olarak Çağlayan'dan saraya nakledilmişti. Bu su yolu üzerinde olası kötü amaçlara karşı, adım başı nöbetçi askerlerle korunurdu. Hastalandığında doktorunun verdiği ilaçları bile içmezdi. Ağrıyan dişlerini de kerpetenle kendisi çekerdi. 1909 yılında tahttan indirilip içinde yaşamak zorunda bırakıldığı kalorifer tesisatı olmayan yazlık Beylerbeyi Sarayın'da yaz kış her sabah soğuk suyla yıkanırdı. Çünkü bunun, onun vücut direncini kuvvetlendireceğini düşünürdü.
      Sonuçta yalnız bir sultandı. Kendisini güvende hissettiği Yıldız Sarayın'da bir dünya kurdu. Marangozhanesi, fotoğrafhanesi, kütüphanesi vardı. Sanatla iç içeydi.  Yıldız Sarayın'da ki Tiyatroda çeşitli oyun ve operaları hususi olarak getirtir ve ailesiyle birlikte seyrederdi. İçerisinde binlerce kitap barındıran çok büyük bir kütüphane kurdurtmuştu. Abdülhamid, dünyayı bu eserler sayesinde tanır ve takip ederdi.
     Bu yazımın konusu, onun gibi entellektüel bir şahsiyetin bu memlekete verdiği hizmetler olsaydı, sayfalar tutardı. Bence onun şanssızlığı Osmanlı İmparatorluğu'na kötü bir dönemde gelmiş olmasıdır. Nihayetinde ne bombalı suikast ne de zehirli su onu öldüremedi. 31 Mart Vakası  ile tahttan indirildi. 
     Ama geriye zindan olmuş  33 sene bıraktı ve şöyle beddua etti:

     ''Allahım helâl etmiyorum!
     Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere, hakkımı helal etmiyorum!
     Beni, benim için lif lif yolsalar, cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar, sarayımı yaksalar, hanümanımı, hanedanımı söndürseler, çoluğumu gözümün önünde parçalasalar helal ederdim de Sevgili’nin (Sal Allahu Aleyhi ve Sellem) yolunda yürüdüğüm için beni bu hale getiren ve milletimi ateşe atan insanlara hakkımı helal etmem!
     Allahım! Mukaddes isimlerine kurban olduğum Allahım!
     Ya Âdil!
     Bana “Kızıl Sultan” adını takan ve devrilmem için ellerinden geleni yapan Ermenileri, şimdi beni devirenlere parçalatıyorsun!
     Bu cellatları da, kim bilir, kimlere parçalatacaksın?..
     Fakat yâ Rahman!..
     Adaletinle tecelli edersen hepimiz kül oluruz!
     Bize acı!
     Resûlünün, Sevgilinin, Kainatın Efendisinin nurunu kaydeder gibi olduğu için bu hale gelen millete, rahmetinle, fazlınla, lütfunla tecelli et!
     Yâ Kâdir!
     Kundaktaki yavruyu gagasına almış, kaçıran leş kuşunu düşürüp çocuğu kurtarmak ancak senin kudretine sığabilir.          Leş kuşlarının gagasında kundak çocuğuna dönen milletimi kurtar Allahım!
     Ya Ma’bud !..
     Ömrümde tek vakit farz namazı kaçırdığımı hatırlamıyorum!
     Ama tek vakit namazım olduğunu iddiaya da nefsimde kuvvet bulamıyorum!..
     Huzurunda eğileceğimde kaskatı kalıyorum ve duada ruh teslim edeceğime yatağımda kıvranıyorum! Sana kulluk gösteremeyen bu kulunu affet Allahım! Eğer, yılları tesbih dizisince süren hükümdarlığımda Seni bir kere anabildim, Resûlüne bir an bağlanabildimse, duamı, o bir kere ve bir an yüzü suyu hürmetine kabul et!
     Yâ Sübhan!
     Şu titrek elleri, Kıyamet gününde sana “Ümmetim, ümmetim!” diye yalvaracak olan Habibinin eteğinde, şimdi “Milletim, milletim!”diye dilenen bu ihtiyarın duasını geri çevirme! Milletimi evvelâ “Ba’sü ba’de’l-mevtsiz” bir ölümle yok etmeye götüren sahte kurtarıcılar ve sahte kurtuluşlardan kurtar; ve ona bir gün gelecek kurtarıcıları, gerçek kurtuluşu nasib eyle!..
     Benim artık bu dünya gözüyle görebileceğim hiçbir saadet ümidim kalmadı.
     Bari felâketi olsun bana daha fazla gösterme Allahım!
     Ayakta duramaz, haldeyim!
     Vadem ne gün dolacak Allahım?..''

                    Ulu Hakan II.Abdülhamid Han

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Süleymanpaşa Belediyesinden yıllarca unutulmayacak konser
Süleymanpaşa Belediyesinden yıllarca unutulmayacak konser
Ülkenin tapusunu tek bir kişiye vermeyin
Ülkenin tapusunu tek bir kişiye vermeyin