Çiğdem Şener SAHİ, NE YAPIYORUZ BİZ?
SAHİ, NE YAPIYORUZ BİZ?
Çiğdem Şener

SAHİ, NE YAPIYORUZ BİZ?

Daha önceleri toplumun bana dayattığı normlar üzerinde yaşardım. Ama belirli bir yaştan sonra yaşadıklarım, okuduklarım bana başka pencereler açtı. Zaman içerisinde her şeyi sorgular oldum kendi projeksiyonumda. Hani hep derim ya;  içinde saklandığım zırhı kırıp tekrar tekrar birleştiririm cam kırıklarını. Ben çok sık yaparım bunu. Bazen aşk için, bazen din için, bazen milliyet kavramı için… Bu hep sürer gider benimle, ta ki bu dünyadaki görevimi tamamlayıncaya kadar.

     Sıklıkla dışardan bakarım insanlığa. Tıpkı uzayın başka bir yerinden başka gerçekleri yaşayan idrak sahibi bir varlık gibi... O vakit çok saçma gelir bizim sarmalandığımız değerler, doğru olduğuna inanıp da uğrunda birbirimizi kırıp geçirdiğimiz yasalar. Doğru ne? Kime göre doğru? Hem kim karar verdi bunların doğru olduğuna? Masum kim?

     Şimdi siz de bakın bakalım, uzayın bilmem neresindeki düşünen varlığın gözleriyle, siz de bir bakın bize. Sonsuzluğa hâla yol alıyor olan sonsuzluk öncesi yerde, ihmal edilebilecek bir büyüklükte olan kendilerini, bu kâinatın tek sahibi olarak gören, bilgisiz, habersiz, sorgusuz bir canlı sürüsü yaşam sürüyor mavi gezegende. Ortalık binlerce yıldır toz duman. Ne yapıyor bunlar? Oysa kendilerinden başka kimse de yok hesapta, bu kâinatta. Kendi kendileriyleler ve kendi kendilerini kırıp geçiriyorlar. Bir sürü renge, dile, kılığa ve iki cinse bölünmüşler. Her milliyet, her din, her ırk, her cins kendi doğrularını dayatmak istiyor ötekine. Hem kendi gibi olmayanlarla, hem de öteki cinsiyle kavga ediyorlar. Bazen de sevişiyorlar, ne yaptıkları belli değil. Asıl önemlisi de kendi beden ve ruhları ile boğuşuyorlar. Deli gibi… Tuhaf…

     Yalnız başına olmak korku saldığı gibi kendilerine, birlikte yaşamak da zor gelmiş onlara belli ki. Tek başlarına yapamayacaklarını çoktan anlamışlar, birbirlerine mecburiyetleri yüzünden, emek yerine geçebilecek temsili bir şey icat etmişler. Çok güçlü bir şey… Para… O kadar çok sevmişler ki onu, az emek verip çok emek gücüne sahip olmak fikri onları azdırmış. İçlerinden kötü akıllı olan bir azınlık, daima diğerlerinin emeğine karşılıksız sahip olmak istemiş. Bunun için de türlü düzenekler kurmuşlar yalandan dolandan. Milliyet, din, ırk ve tüm bunların tetikçisi siyaset, ekonomi, savaş… İnandırmışlar ötekileri de bu düzeneklerin kutsallığına, gerekliliğine. Çoğu kez de tuzak kaoslar ve süslü icatlar uydurmuşlar. Sonra da ötekileri bunlara muhtaç kıldırmışlar. Herkes inanmış, peşlerinden gitmiş zokayı yutan balıklar gibi. Savaşlar, acılar, yokluklar, açlıklar…

     Sonra üzerinde yaşadıkları gezegenin ne kadar ender bulunabileceğini görmezden gelerek, üç günlük zevkleri uğruna talan etmişler, yakmışlar, çöplük etmişler. Üstelik diğer canlılara da eziyet etmişler bu kutsal efendiler, sanki gidecek başka gezegenleri varmış gibi kurdun, kuşun, ağacın… Ne büyük aymazlıktır ki tüm canlı cansız varlıkların birer yıldız tozu olup da zaman içerisinde birbirlerine dönüşeceğini, birbirlerini yaşatabilmek için var olmak zorunda olduklarını görememek.

     Sanki herkesin doğmadan önce ana babasını seçme şansı varmış gibi, ‘’ırk’’ diye bir kavramı ortaya atmışlar. Sonra da o ırkların yaşadığı topraklar iştahlarını kabartmış olacak,  ‘’Milliyet’’ çıkmış ortaya. Diller ayrılmış, birbirlerini anlayamamışlar, sevememişler ötekilerini.

     Hiç sorgulamamışlar kendi dinlerini, ötekinin dinlerini bilmeye tenezzül etmemişler ki anlayamamışlar büyük ilahi maksadı. Dayatılan ritüeller içerisinde ayrıntıya boğulup bütünün özünü kavrayamamışlar. Kurbanlar kesmişler, birbirlerine ikram etmişler oysa ki açlar varmış öbür topraklarda, zor gelmiş bir kap sıcak yemek de onlara vermek. Namus diye bir değer icat etmişler dişilerinin üzerine kurulu olan, saklanmışlar o örtülerinin arkasına, kendi ayıplarından kaçmak için çoğu kez. Kimileri, dinlerinin ‘’kendilerinin mutlak hak sahibi ırk’’ olduğu müjdesini verdiğine inanıp katletmişler ötekilerini. Kutsal kitaplarını okumuşlar ama bir tek kelimesinin bırakın derinliğine inmeyi, anlamamışlar bile ne dediğini. Kâinatı okuyamamışlar, insanı okuyamamışlar, aşkı okuyamamışlar.

     İnsanlık mı kâinatı şereflendirmiş yoksa kâinat mı insanlığı şereflendirmiş, bilemedim.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasımpaşa PFDK’ya sevk edildi
Kasımpaşa PFDK’ya sevk edildi
HIV virüsüyle ilgili kararname imzaladı
HIV virüsüyle ilgili kararname imzaladı