Çiğdem Şener Bana Dair malatya escort kayseri escort etlik escort ankara escort porno istanbul escort antalya escort türk porno ankara escort travesti ankara partner
Bana Dair
Çiğdem Şener

Bana Dair

     …derken bir şey oldu.

Karların ardından küçük bir çiçek açtı.

Adını Çiğdem  koydular.

Teşekkürler anneciğim babacığım:

     Doğumumdan

     Mart başında doğduğum için adımı Çiğdem koymuşlar. Aslında canına ceddine yeten iki yaramaz oğlandan sonra yine erkek olur korkusuyla benim işimi daha karnındayken bitirmek istemiş annem. Rivayete göre rüyasında ak sakallı bir dede ''dur yapma! Kızın olacak'' demiş. Vazgeçmiş. Beni doğurduktan sonra oturmuş bir güzel ağlamış ''Kızımın kaderi nasıl olacak acaba?'' diye. Güzel bir başlangıç olmuş doğrusu. Sonra beni çok ama çok sevmişler. Konu komşu akraba beni, el bebek gül bebek büyütmüşler. Gerçekten herkese kısmet olmayacak bir çocukluk  yaşadım diyebilirim.

     O günlere dair

    70'li yıllarda doğmuş olmak, bükülmüş bir kolun dirsek kısmımda bulunmak gibi bana kalırsa. Yaşamımızda  büyük öneme sahip pek çok şeyin ani değişime uğradığına şahit bir kuşağız biz. Ben internet destekli bilişim çağını da gördüm, elektriksiz günleri de... Gaz lambasının yaydığı kokuyu bilirim. Ellerimi o zayıf aleve tutarak,  boş kireç boyalı duvarda Hacivat Karagöz de oynadım. 

      Babamın asker olması sebebiyle çeşitli yerlerde yaşamışız. Ben en renkli Kayseri'yi bilirim. O zamanlarda İhtilal denilen, şimdiki hak ettiği tabiriyle 12 Eylül darbesi öncesi günler. O zamanlar terörün adı anarşiydi. Hepimizin beli bükülmüştü. Silahlı öğrenciler, patlamalı sokaklar, sağcısı, solcusu, yağ şeker kuyrukları. Karaborsayı biliriz biz, kılık değiştirilerek defalarca girilen yağ şeker kuyruklarını.

      Bakkallar vardı ve ben hep babamın bakkal olmasını isterdim. Çekirdek külahta satılırdı. Leblebi tozları, hayvanlı bisküviler, düdüklü şekerler, çıtır pıtır, mantar, sarı gazoz, beyaz gazoz, kara gazoz...

      Konfeksiyon giyim yoktu mesela. ''Burda'' isimli  moda dergisinden giyinirdi herkes. Annelerimiz Sümerbank'tan aldıkları çiçekli basmalarla dikerdi elbiselerimizi. Bu yüzden de evlenecek her kız dikiş dikmesini bilmeliydi. Hatta, babamın beyaz patiska donlarını   bile annem dikerdi. Don diyeceğim artık, onun adı dondu çünkü. Uzun don, kısa don...  

     Hafta sonu pikniklere gidilirdi. Üstü açık küçük kamyonlara doluşurdu ahali. Kadınların tek sosyal aktivitesi, paralı günlerde plaktan çalınan şarkılarda oynamaktı. ‘’Hey gidi koca dünya dert yükü müsün?’’ Buram buram Ajda Pekkan, Zeki Müren, Ferdiciler, Orhancılar… Yasaklı şarkıcılar da vardı. Ama şarkılar hep güzeldi. 

     Yılbaşı akşamları, o zamanlar zor ve özel olan tavuk yenirdi. Ah  ‘’Nesrin Topkapı’’,  beklenirdi merakla. Bir de tombala oynanırdı illâ ki.

     Evlere telefon, adınızı yazdırdıktan yıllar sonra gelirdi büyük bir bayram coşkusuyla. Televizyon tek kanallıydı ve sınırlı saatlerde yayın yapardı. Biz, ‘’Dallas’’, ‘’Tatlı Cadı’’, ‘’Heidi’’, ‘’Bonanza’’, ‘’Kaynanalar’’, ‘’Kele bakış’’ çocuklarıydık. Sabahçılar ve öğlenciler için okul radyosu saati vardı. ‘’Radyo tiyatrosu’’, ‘’Efektör Korkmaz Çakar sunar’’, ‘’Demirbank mutluluklar diler. Demirbank, Demirbank, Demirbank’’…

     Her gün gazete alınırdı eve. Bir de her hafta sonu Gırgır. ‘’Utanmaz Adam’’, ‘’Avanak Avni’’, ‘’Çılgın Bedüş’’… Fırt alınmazdı. Çünkü ilk sayfasının arkasında ayıp bir fotoğraf olurdu. Naylon poşet yoktu. File ve kese kağıdı vardı. Okuduğumuz gazeteleri katlayıp, hamurdan hazırladığımız tutkalla yapıştırarak kese kağıdı yapardık. Sonra bizim oğlanlar onları satıp, babamdan gizli Teksas, Tommiks falan alırlardı.

     Arada sırada açılan televizyondan tutun da yerleri süpüren gırgıra varıncaya kadar her aletin üzerine dantel örtülürdü. Pazar günleri banyo sobası yanar, çamaşırlar merdaneliyle yıkanırdı.

     İnsanların dünyadan bihaber olması sebebiyle daha mutlu olduğu yıllardı.

 

     Oyunlarımdan

     Yaşamımın Kayseri'de geçen günlerinde askeri lojmanda oturuyorduk. Konu komşu kader arkadaşıydık, oralara yabancıydık ama tek bir aileydik. Çocukluğum evcilik oynamakla geçti diyebilirim. O zamanlar öyle oyuncak çay fincanları falan yoktu. Gazoz kapakları vardı. Bir de sıkça Charlie'nin Melekleri'ni oynadığımızı hatırlarım. İki tane kan kardeşim vardı. Ben her zaman  Kelly idim. Sabrina ve Jill diğerleriydi. Bir oğlan vardı. O Charlie idi. Bütün gün kimseye görünmeden apartmanın en altında saklanarak beklerdi zavallı. Pek akıllıydı...

 

     İlk aşkım

     Daha 2.sınıfa gidiyordum. Albayın oğlu vardı. Ağabeylerimin arkadaşıydı. Onu hep gözetlerdim. Bir gün dut ağacının altında kalın urgan ve minderden yapılmış salıncağımda sallanıyordum. Tam  2 metre önümdeki tahta bankta da, bizim oğlanlarla gizli aşkım, arkası dönük bir şekilde oturuyorlar. Hayran hayran iç geçirerek sallanırken, uzattığım ayağım onun poposuna çarptı. Kalktı...Bana baktı...Ben de ona baktım...Kısa bir sessizlikten sonra kafama iki tane çaktı. O gün benim, erkekler dünyasındaki ilk stajımdır.

  

     Okulluyum

     İlkokul 1.sınıfa başladığım ilk günümde sınıflarımıza sessizce oturmuştuk. Arkada da annelerimiz acil durum nöbeti tutuyorlar. Öğretmenimizin ilk sorduğu şey ''kim şarkı söylemek ister'' oldu. Bir oğlan kalktı. ''Aynalar kırık şimdi'' şarkısını söyledi; pek tutmadı. Sonra ben parmak kaldırdım. ''Daha dün annemizi ''söyledim.  Öğretmenim yanaklarımdan öptü. O’nu hep sevdim bu yüzden.

      ‘’Cin Ali’’, ‘’Ayşegül’’, aile boyu ağlatan hikâyeleriyle ‘’Kemalettin Tuğcu’’, bulmacalı tatil kitapları…

     Bir zaman iki amcam, bir halam ve biz aynı apartmanın üç dairesinde beraber otururduk. Öyle kalabalıktık ki, her gün bakkaldan 20 ekmek alınırdı, pazar alışverişlerinde alınan meyve sebze, kapının önüne at arabasıyla gelirdi. Uzatmayım, veli toplantıları dönüşü  kapının arkasına saklanırdık. Zira babam asker adam, dehşetti. İrili ufaklı tam 15 çocuktuk. Babam yılda 2 kez habersiz denetleme yapardı. Düdüğü çalmasıyla herkes çanta, defter, kitap ne varsa getirir önüne koyardı. Kontrolde kalbimiz güp güp atardı. İçeride haşır haşır silgiden yırtılan kağıt sesleri... Kitabı defteri, yırtık karalı olan o malzemeyi kafaya yerdi; niye bunlar pis diye... Kitabı defteri jilet gibi olanlar da kafaya yerdi; ''Bunlar neden temiz? Hiç ders çalışmadığın buradan belli. Şaaaaak!''. Hey gidi babam... Hepimizi  iyi yerlere getirtti. En son ben kalmıştım.  Beni de sattığı silahının parasıyla okuttu. Ne gariptir ki ben o silahın parasıyla asker oldum.  

     

     Ah anneciğim

     Bir erkeğin hayatı renksiz, şeffaf bir suya benzer bence. Hayatına giren kadın bir renk taşır. Artık erkeğin hayatı da o renktir. Kadın neyse, o ev ve aile de odur. Pisse pis, temizse temiz. Neşeliyse neşeli, akıllıysa akıllı. 

     Benim annem ise evin derin devletiydi. Çok zeki, sabırlı, dayanıklıydı, çok özeldi. Ama bir kusuru vardı ki hep kendini yedi bu kusuru. Annem oturur ağlar, neden? Benzine zam gelmiş, komşunun çocuğu hastaymış, bilmem kimin kocası onu dövmüş falan filan. Zeki insanın kaderi  mutsuz olmaktır, çünkü kendini dünyanın parçası olarak görür. Aptal insan hep güler, çünkü dünya onun parçasıdır.

     

     Sıçandan doğan kendir kesermiş.

     Anasına söylenmiş, kendi ne etmiş? 

     Bu dünyaya bir de Çiğdem gelmiş.

     Kalın sağlıcakla...

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Süleymanpaşa Belediyesinden yıllarca unutulmayacak konser
Süleymanpaşa Belediyesinden yıllarca unutulmayacak konser
Ülkenin tapusunu tek bir kişiye vermeyin
Ülkenin tapusunu tek bir kişiye vermeyin