Özlem Ağırman Meclis oylaması geçerse; referandumu bir değil, birçok şeyin kazanımı haline getirmeliyiz
Meclis oylaması geçerse; referandumu bir değil, birçok şeyin kazanımı haline getirmeliyiz
Özlem Ağırman
hgs yükleme kent kart yükleme

Meclis oylaması geçerse; referandumu bir değil, birçok şeyin kazanımı haline getirmeliyiz

Siyasi mücadele anlık zeminlerde yürütülür. Düne takılmak yoktur, dün kaybettiğin, kazandığın dünde kalmıştır, böyle de olmalıdır. Yaşadıklarımızdan, yenilgi ve zaferlerimizden ise ders almak, bunun için analiz etmek ve bunu bir felsefeye çevirmek zorunluluğu vardır.

2010 mini anayasa değişikliği referandumundan bugüne gerekli dersleri çıkarmış olsaydık belki olası bir referandum bizim için daha kolay geçerdi; kazanma umudumuz yüksek olurdu. O günlerde yaşadıklarımız, AKP nin olayları ve kişileri nasıl kullandığını analiz etmemiz ve bunun sonuçları değerlendirilebilirdi. Eğer olsaydı; 2010 referandumunu kazanan AKP stratejileri,CHP kriz ve strateji yönetimi birimlerinde değerlendirilip ve çıkan dersler parti örgütlenmesine yansıtılarak, siyasette ve örgütlenmelerdeki eksiklerimizin giderilmesi için bir şans olurdu.

Bu yaklaşımı neden referandumlar üzerinden yapmak gerektiğini açıklayacak olursak; referandumlar genel seçimler gibi kişilere yönelik sonuçlar üretmezler, toplumun geleceğini kurgulayacak sonuçlara yöneliktir. Bireyler bu nedenle genel seçimlere asıldıkları kadar referanduma asılmayabilirler. Burada partisine ideolojik ya da inanç aidiyeti kimin daha yüksekse o daha avantajlı hale gelir.
Önümüzde ki günlerde bir meclis oylaması ve yeterli oy çıkması halinde bir de referandumun olma ihtimali gözüküyor. Acaba bu ihtimal CHP örgütlerinde, Genel Merkezimizde bir harekete, farklılığa yol açtı mı? Değişiklikler gözleniyor mu? Harekete geçildi mi? Buna maalesef olumlu bir cevap vermek mümkün görünmüyor. CHP olarak olayları her zaman yaşadığımız gibi yaşamaya, karşılamaya devam ediyoruz. Algı yönetimlerince planlanan olaylara bir bütün ve yekpare cevaplar veriyoruz, karşısına tüm varlığımızı koyuyor, diğer şeyleri maalesef gözden kaçırıyoruz.

Bazı suçlular bir şehrin bir başka kanadında eylem yada hırsızlık yapmak için bütün emniyeti başka bir alana kaydıracak dikkatte, boyutta kargaşalar çıkararak; bunun sonucunda asıl hedeflerine doğru harekete geçerler.İşte baskıcı ve malum parti tam da bu şekilde çalışıyor, topyekün hareket ettiğini bildiği CHP nin dikkatini çekecek bir olay, söylem, algı yaratıp CHP yi o yöne kilitliyor ve bu da mücadelenin devamlılığında sorunlar yaratıyor.Bunun nedeni ise CHP parti yapısının yekpare olması, günün ihtiyaçlarına cevap vermemesidir. Bir savaş gemisinin yapısı yekpare değil bölümlerden oluşur, bir bölüm hasar alsa bile yüzmesi hedeflenir. CHP'nin on yıllar öncesinde mono blok gövdeli parti ve örgüt yapısı artık günlük ihtiyaçları karşılayamıyor ve buna cevap veremiyor.

2010 Yılında yaşadığımız referandum ve sonraki seçimler bize CHP örgütlenme yapısının değişmesi gerektiğini hep gösterdi. Bu yapıdan beslenenler, iktidarını parti içinde her seviyede kurmuş olanlar maalesef tüzük değişiminin, örgüt ve üye yapısının da modernleşmesinin önünde engel çıkarıyorlar.

Demokrasi gereği İl ve ilçe yöneticileri seçimle geliyor diyelim. Peki ,görevde kaldıkları sürece bu yönetimlerin başarı yada başarısız olduklarını ölçen kriterler mevcut mu? Yok, yani örgüte yönetici yada başkan olmuşsanız, biraz da delege üstünde etkili olan bir varlık üretmiş, ilişkiler geliştirmişseniz ömür boyu o göreve yapışmışsınızdır.

Başarısız, örgütü canından bezdiren başkan ve yöneticilerin olduğu örgütlerde bunu değiştirebilecek hamle yapmak imkansız. Ne yazık ki bu durum kalıcı iktidar güçleri oluşturup, iş yapmak çalışmak isteyenleri de partinin, örgütün dışınada itiyor. Sağlıklı ve denetlenecek biçimde yapılacak üye olma işleminden sonra il ve ilçe , Genel Merkez yönetimlerine ilişkin tüzük değişikliği ile işleyiş ve temsili sorunları çözülmelidir. Bu partiyi diri tutmak, liyakatsiz insanları yönetimlerden uzaklaştırmak ve çalışanlarıda ödüllendirmek için düşünülmelidir.
İl ve İlçe yönetimlerine dışarıdan danışmanlarla (gönüllü ya da profesyonel)çalışmak, işbirliği zorunluluğu getirilirse içe kapanık kapalı kutulara dönüşmeleri kısa sürede engellenebilir. Parti yapısında yer alan kol ve etiketler iptal edilip iş ve proje esaslı çalışma gruplarının oluşturulması monoblok bir gövde yerine çoklu organizmalı, yenilmeyen, anında her konuda tepki ve proje üreten oluşumlar yaratacaktır.. Bu yolla da demokrasinin gelişimine katkı vermek mümkün olacaktır.

Bir İl Başkanı ilindeki bütün ilçe ve örgütlerin diri kalmasından, seçimlere hazır olmasından, eğitimlerinden ve aralarındaki iletişimlerinden sorumludur. (Bir İl Başkanının ya da İlçe Başkanın ya da partili belediye başkanlarının parti içi seçimler bitiminden itibaren “o benim muhalifimdi” deme şansı, lüksü yoktur.) Bunun nasıl olması gerektiği de modern bir sosyal demokrat partiyi işaret eder. Şu anda ilçe yönetimleri, üyeler sadece dikey yükselme ile il başkanına bağlı, örgütler arasında yatay bir bağ oluşmuyor çünkü buna izin verilmiyor. Bu da partinin örgüt ayaklarını zayıflatıyor, tabanın birbirine sarılmasının, güç olmasının önüne geçiyor.

İlçeler birbirlerine deneyimlerini, güçlerini aktarmayı siyasi ve hizip kaygıları ile yapamıyor.Genel olarak İl yöneticileri veya başkan her şeyi kendine yakın olan örgütlerle yapmayı tercih ediyor, diğerleri ile kavgalı, küs veya mesafeli oluyor. İşte bu saydıklarımız bu örgütlenme yapısının doğal sonuçları. Ölçülebilir hiç bir başarı kriteri içermeyen yöneticilik ve başkanlık, liyakatin yerinen en sıkı, yapış yapış aidiyete dönüşerek partimize zarar veriyor ve onu güçsüz bırakıyor.

Bu tanımlarda hiç bir yönetici, il başkanı işaret edilmiyor, anlatılmıyor, kimseye bir yük vermek, atıf yapmak çabası içinde değiliz. Kaybeden demokrasimiz, partimiz oluyor, bu başarısızlık sandığa yansıdığında örgütler suçu lidere yüklüyor ama kendilerini değiştirmeye, modernleşmeye yanaşmıyor.

Yine temsil sorunu ile ilgili olarak şunu söyleyebiliriz. Yerel bir yönetici, il yada ilçe yöneticisinin, kurumsal kimliği ile parti politikalarını etkileyecek çapta söylem ve eyleminin sınırları da maalesef belli değil. Oysa örgütlerin siyasi parti görüşlerini aşan, genişleten siyasi mesajlar üretmesi, programa aykırı davranması son derece yanlış sonuçlar üretiyor. Buda demokrasinin gereği çok seslilik değil karmaşa oluşturuyor. Demokrasi böyle bir hakkı partideki hiç kimseye tanımıyor, siyasetin üretilme yeri, şekli ve organları belirlidir. Söylem ve yaklaşımların partimizin programına uygunluk göstermesi önem taşımaktadır.

Demokraside rekabetçi güç kendini yok eden bir tarza dönüşme eğilimi taşıdığında disiplin ve kuralların buna engel olması gerekir. Partiyi küçük düşüren her şeyde parti üyesinin partiden uzaklaştırılması, demokrasi gereğidir. Bunun da tıpkı yargıda savunduğumuz gibi, hızlı ve hakkaniyetli olması gereklidir. Yöneticimiz olup ileri geri beyanları olanların, AKP ile ya da başka partilerle gönül ilişkileri olanların acilen partimizden uzaklaştırılması gereklidir.

Bu bir süre önce yapılan üye temizlik işlemi gibi zarar veren üyelerin de pasif üye haline getirilmesi veya uzaklaştırılması parti gücünü artıracaktır. Bunlar yapılmazsa partimiz her zaman kendi ayağına kurşun sıkan pek çok olayla karşılaşacaktır.

Yasalar ve anayasa ile yönetilen bir partiyi gizli bir örgüt veya bayrağı ile yan yana göstermek, fiil yada eylemlerini ortaklaştırmak gibi şeyler demokrasinin sınırlarını zorlar, suça doğru iter. Bizim suça, yönelmeye, özendirmeye değil daha çok demokrasiye ihtiyacımız var. Bu geliştikçe ülkemize de demokrasi konusunda örnek olacağımızı düşünüyoruz.

Sonuç olarak 2010 yılından bu yana hiç bir ilerleme sağlamadığımız, değiştiremediğimiz tüzük ve parti yapımızla yeni bir referanduma gireceğiz. En azından tüzük değişmese bile, parti içinde hizip ötesi bir barış ilan edilmesinin zamanıdır.

Maalesef üç CHP'li bir araya geldiğinde ortaya çıkan enerji hizip yada başkalarını çekiştirme enerjisi olmaktadır. Üyeler bunu durdurmalıdır, hem “ülke elden gidiyor denecek”, demokrasiyi korumamız gerektiğine inanılacak ama parti içi hizip ve ayrılıklarla da mücadele edilmeyecek. Bu olamaz, bu şekilde başarı şansımız yoktur ve olmayacaktır.

İstanbul başta olmak üzere il başkanları önce kendileri bütün ilçe başkanları ve yöneticileri ile kucaklaşmalı, bir araya getirmeli ve üyeler birbirleri ile iletişim içinde olmalıdır. Referandum dünyanın sonu değildir, her koşulda demokrasi mücadelemiz, kayıpta ve kazançta sürecektir. Örgütümüzün artık hizip ötesi davranması,öncelikle meclis içindeki seçimi sonra her an olacakmış gibi referandumu odağına koyması zorunludur. Bu örgüt genel merkezdeki tüm hizipler, genel başkan adayları için de gereklidir. Kurultay irademizi yıpratan bir söylem istemiyoruz amacımız mecliste veya olmazsa referandumda başkanlık denilen tek adam rejimini durdurmak.

Bu siyasi mücadele en büyük önceliğimiz ve kazanmak için bütün emeğimizi, enerjimizi ortaya koymalıyız.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
paykasa kart
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 Palmarina Bodrum’da bu hafta
Palmarina Bodrum’da bu hafta
Osteoporozdan koruyan 3 önemli kural
Osteoporozdan koruyan 3 önemli kural