Çiğdem Şener Öylesine Günler
Öylesine Günler
Çiğdem Şener
hgs yükleme kent kart yükleme

Öylesine Günler

     Evvet!

     İhtiyarlar ve ihtiyarlamakta olanlar. 


     Aylardan haziran ama eskilerinden. Okullar tatil olduuu, olacak. Her yer buram buram taze ot, çiçek. Ağaçların yeni çıkmış yaprakları, hafiiif hafif sallanıyor. Güneş yüzümüzde, ılık rüzgar tenimizde, mahallenin oğlanları da yokuşun taa tepesinde. Kıçlarının altında tahta tornet araba, takır tukur, basmış geliyorlar. Bir taraftan da bağırıyorlar. ''Kaçılın yoldan, geliyor dandan!''  Neyse artık ‘’dandan’’?
     Öğlen ezanı... Hocanın yanık sesini, öbür sokaktan ağır ağır gelen satıcı arabasının hoparlöründen çıkan cızırtılı ses bastırıyor. ''Badadiyz, suvaaaan!..'' Kadınlar ellerinde leğenlerle koşturuyor arkasından. Mahallenin bakkalı elindeki külahtan çekirdek çitliyor. Bir oğlan, ayağında naylon terlikler, burnunda kurumuş sümük yolları, cebinde şakırdayan bir avuç misket, anasının sürüp eline verdiği salça ekmekle ok gibi fırlıyor evden. Küçük kızlar, ellerinde beşik, bebek, fincan takımları, koltuk altlarında minderler, evcilik oynamaya gidiyorlar. Narince…
     Bahçe duvarına çıkıp gizlice çağlalarını çaldığımız, mis kokulu mor leylaklarını koparttığımız evin kadını, boyası dökülmüş penceresinin camlarını açmış kıştan kalma yatak yorganlarını döverek havalandırıyor. Bir taraftan da öteki kadınlara laf yetiştiriyor. ''Geberesice  yine  sabah geldi. Zıkkım içsin inşallah!''. Kadınlardan bir grup apartman kömürlüğünün üzerine uzanmış halı yıkıyor, diğer grup da dut ağacının altına minder sermiş oturuyorlar. Ellerinde dantel, ağızlarında sakız, hem bilekleri işliyor hem de çeneleri. Yarışıyorlar sanki... Çeyiz yetişecek.

      Evinin temizliğini henüz bitirmiş, son olarak da elindeki otları yamulmuş süpürgeyle balkonunu yıkayan kadının mutfağından gelen, ocağa yeni oturtulmuş buram buram yeşil fasulye yemeğinin kokusu...Bir de polis radyosunun sesi var. Esengül söylüyor inim inim. ''...taht kurmuşsun kalbimeee, en güzel yerindesin...''

     Nasıl? Isındınız mı?

                  * * * * *
     Şimdi de seksenlerden bir kış. Hem de en grisinden.


      -Anneeeee!
      -Ananız batsııın! Adımı ezberlediniz iyice. Ne var?
      -Havlumu getirir misin? Çıkıyorum.
      -Her işinizi benden bilirsiniz zaten. İyice keselendin mi bari?
      -?....
     Kadın nefret ediyordur pazar günlerinden. Çünkü ertesi günü çocukların okulu var, kocasının mesaisi var. Sanırsın hepsine o gidecek.
     O gün banyo sobasının yandığı tek gündür. Kış kıyamet, buna da şükür. Ortalık is ve sabun kokusu arası bir şey. Banyo yapma sırası anlaşılamaz. Herkes kibarlaşıp önceliği ötekine vermek ister. ''O girsin, bu girsin, sonra ben girerim.''
     Eee banyo sobası yanmışken çamaşır da yıkanacak. Çamaşır yıkanacaksa, ütü de yapılacak. Off bir sürü iş. Ah bir yarın olsa da rahatlasa, komşularla çay içip iki lafın belini kırsa. Hafize hanım dünürüyle kavga etmiş. Onu anlatsa.
    Sobanın üzerinde bakır bir tencere, içerisinde sabahtan ıslatılmış kuru fasulye. Yanında tıslaya tıslaya demlenen çay, onun yanında da koku saçsın diye konmuş can çekişen portakal kabukları... Sobanın arkasında kömür kovası ve küreği var. Borunun üzerindeki tellerde ise kurumaya çalışan iç çamaşırları...
     Ütü masası ortalıktan hiç kalkmıyor. Çocukların okul önlükleri, kolalanmış beyaz yakaları, adamın gömleğiyle pantolonu, yastık kılıfları, etek, nevresim... Offf of!
     Çocuklar taa cumadan beri kitabın kapağını kaldırmamış, okul ödevleri tabii ki son günün akşamına sıkışmış kalmıştır. Ne telaş ama!
     Çizgili pijamalı ve siyah çoraplı evin erkeği somyada ayaklarını uzatmış, elinde sigara, bir yandan radyodaki  naklen maçı hararetle dinliyor bir yandan da TRT pazar programını izliyor. Ekranda Erkan Yolaç mikrofonu yarışmacının ağzına dayamış ''Mehter marşıyla gelip, İzmir marşıyla gideceksiniz inşallah. Evet mi?'' diye soruyor. ''Evet'' diyor yarışmacı. Erkan Yolaç zıplıyor.

     Ocakta kaynayan düdüklü tencerenin sesi ve kış günlerinin vazgeçilmezi  turşu...
     -Hanııım! Öldük açlıktan. Yemekte ne var? 

     -Eşşeğin bacağı var! Şu sobaya kömür at azıcık.

          * * * * * *

     Yazı bu kadar. Dileyenler akıllı telefonlarına tekrar sarılabilirler. Ben kendime bir kahve yapacağım. Belki Esengül’ü de dinlerim.
 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
paykasa kart
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 Gizli görüşme yok
Gizli görüşme yok
Uyuşturucu operasyonu
Uyuşturucu operasyonu