Pendik Escort Bayan Escort Kartal Maltepe Escort kaçak iddaa siteleri casino siteleri bahis siteleri Dr. Mesut Cerit Genetik Özelliklerimiz Limitlerimizi Belirler mi?
Genetik Özelliklerimiz Limitlerimizi Belirler mi?
Dr. Mesut Cerit
hgs yükleme kent kart yükleme

Genetik Özelliklerimiz Limitlerimizi Belirler mi?

 

Merhabalar, bu yazımda son yıllarda sporseverlerin gündemini fazlasıyla meşgul eden ve merak uyandıran genetik ve sportif performans ilişkisine değineceğim.

Genler; hücrelerin ve dolayısıyla da canlıların kalıtsal karakterlerinin, yaşamları için gerekli olan proteinlerin, enzimlerin ve diğer moleküllerin kodlarını nesilden nesile taşıyan; aynı zamanda genetik, biyokimyasal, fizyolojik, vb. olayların denetimini ve doğru yönde ilerlemesini tetkik eden kromozom üzerinde yer alan, değişik uzunluktaki DNA dizilimleridir.

Bir sonraki jenerasyona aktarılacak olan genetik özelliklerimiz (genom) DNA dizilimlerinin içinde kodlanmıştır. DNA’nın şifresi dört kimyasal elementi simgeleyen dört harf ile belirlenir. Bu dört harften oluşan DNA dizilimleri (nitrojen bazlar) genlerimizdeki karakterleri tanımlar; adenin (A), tiamin (T), sitozin (S) ve guanin (G). Her nitrojen baz bir diğer zorunlu baza bağlanarak çift dizilimli DNA sarmalını oluştururlar. İnsan genomunda her biri özel bir misyonu olan yaklaşık 3 milyar nitrojen baz çifti vardır.

            Her ne kadar aynı genlere (yaklaşık 20.000-25.000) sahip olsak da nitrojen baz çifti dizilimlerinde küçük oranlarda da olsa yapısal farklılıklar olabilmektedir. DNA dizilimlerinde nesilden nesile aktarılan bireysel farklılıklar yaklaşık % 0.1’dir. Eğer değişimler ya da farklılaşmalar %1’in altında ise mutasyon (albinizm, down sendromu vb.), eğer bu oranın üzerinde ise polimorfizm (çok biçimlilik) (kan grupları vb.) adını almaktadır.

İnsanlar arasında nesilden nesile aktarılan bu küçük değişimler bireyler arasındaki farklılıkları oluşturmaktadır (kısa veya uzun boylu olup olmayacağınız, saçlarınızın ya da gözlerinizin rengi, atletik performans seviyeniz, obesite, hipertansiyon, kalp krizi vb. rahatsızlıkları yaşama ihtimaliniz...).

Bireyler arasındaki farklılıklara sebep olan DNA dizilimlerinde ya da zincirlerinde kodlanmış olan özellikler, aynı zamanda atletik performansımızın sınırlarını da belirler. Genetik mirasımız, bazılarımızın uzun süre koşabilmesine imkan sağlarken bazılarımızınsa koşular esnasında kaslarında oluşan oksijen eksikliğine bağlı olarak çabuk yorulmasına sebep olmaktadır.

Sportif performans gelişiminde genetiğin payı yadsınamaz bir gerçektir. Rakamlarla yaklaşık olarak ifade edecek olursak; atletik performans % 66, boy uzunluğu % 80, kassal kuvvet % 30, kassal güç ise % 83 genetiktir.

Performansla ilişkili olabileceği tahmin edilen 200’den fazla genin bugüne kadar sadece 20 tanesinin üst düzey atletik performansı etkilediği düşünülmektedir. Bunlar arasında performansla ilişkisi en çok inceleneni Anjiotensin Dönüştürücü Enzim (ACE ) geni ve Alfa-aktinin-3 (ACTN3) genidir.

ACE geni, anjiotensin dönüştürücü enzimi (akciğerlerden salgılanır) kodlayan gendir ve vücut sıvılarını düzenleyerek kan basıncını kontrol etmekten sorumludur.

ACE enzim aktivitesi yüksek olan kişilerde artan vazokonstriksiyon (kan damarlarının daralması) nedeniyle kas dokusuna yeterince kan akımı sağlanamadığından uzun süreli dayanıklılık performansı düşük; buna karşın kısa süreli dayanıklılık (12-15 dakika), kuvvet ve güç gelişimi ise orta ve yüksek seviyede gözlemlenmektedir.

ACE enzim aktivitesi düşük olan bireylerde ise dolaşımdaki kan miktarının zenginliğinden dolayı yüksek seviyede endurans performans ve egzersiz verimliliği göze çarpmaktadır.

Sportif performansı belirleyen bir diğer önemli gen ise alfa-aktinin-3 (ACTN3) genidir. ACTN3 geni, kas kasılmasında yapısal ve düzenleyici rolleri bulunan alfa-aktinin-3 proteininin üretimiyle ilişkilendirilmektedir.

Alfa-aktininlerin, sprint sürati ve güç odaklı patlayıcı güç isteyen aktivitelerde (sürat koşuları, atma ve atlamalar, halter, bodybuilding vb.) hızlı kasılan kas liflerini tetikleyerek daha fazla güç ve yüksek hızda kuvvet açığa çıkardıkları düşünülmektedir.

Spor dünyasında, “kaslarında alfa-aktinin bulunmayanların güç ve sprint gibi özelliklerinin sınırlı olmasından dolayı kaslı ve iri bir vücuda sahip olamayacağı ve bunun sebebinin de yavaş kasılan kas liflerine sahip oldukları” şeklinde genel bir kanı vardır. Ancak bu kanı tartışmaya açıktır. Neden???

Öncelikle, vücudumuzda bulunan kaslar farklı oranlarda tip I (yavaş kasılan) ve tip II (hızlı kasılan, tip II a ve tip II b) kas liflerinden oluşmaktadır. Alfa-aktininler sadece hızlı kasılan kas liflerini tetikliyor ise yavaş kasılan kas lifi oranlarına sahip olan kişilerin sürat ve güç gibi özelliklerinin ya da kas hipertrofilerinin yetersiz olabileceğini söyleyebilir miyiz?

Aynı şekilde yavaş kasılan kas liflerinin endurans aktivitelerin (egzersiz şiddeti % 60 ve altında yapılan hafif ve orta tempolu koşular vb.) dışında da önemli işlevi olduğu muhakkaktır. Vücudun gün içerisindeki hareketine ilişkin fonksiyonlarını (vücut postürü-duruşu vb.) sağlamanın yanında kasların tonusunu destekleyen işlevsel görevinin de önemi göz ardı edilmemelidir.

Buna ek olarak hızlı kasılan kas liflerinin ancak ve ancak yüksek şiddetli aktivitelerde devreye girdiğini de unutmayalım. İnsanların rutin yaşam içerisinde hareket etmek için hızlı kasılan kas liflerini sürekli kullanmaları mümkün değildir.

Ayrıca kas lifi oranlarına yönelik araştırmalarda sadece alfa-aktininlerin değil,  14 ayrı genin daha belirleyici olduğu tespit edilmiştir.

Bu kapsamda, kas lifi oranı ve hipertrofisini belirleyen kalsinörin (calcineurin) vb. proteinlerin bu 14 ayrı genle olan ilişkisinin ve hızlı kasılan kas liflerinin hipertrofisinde etkin rol alan m(TOR) enzim aktivitesinin rolünün irdelenmesinin de konuyla ilgili tartışmalara ayrı bir yön vereceğini değerlendirmekteyim.

Peki ama, şampiyon olmak için sadece genetik miras yeterli midir? Yaşam biçimi, çevresel faktörler, antrenman, diyet vb. faktörler de sportif performansın gelişiminde rol oynar mı?

Genetik mirasın/genetiğin sportif performans üzerindeki etkileri şüphe götürmez bir gerçektir. Günümüzde çok yaygın olmasa da İngiltere, ABD, Rusya, Japonya ve Estonya gibi bazı ülkelerde yetenek seçimi, olası sakatlıkların belirlenmesi ve antrenman şiddetinin tespitine yönelik olarak genetik testler uygulanmaktadır.

Kesin sonuçlar yansıtıp yansıtmadığına dair spor ve bilim dünyasında tartışmalar yaratan bu testlere ve çalışmalara önyargı ile yaklaşmaktan çok disiplinler arası çalışmalarla genetik ve sportif performans ilişkisinin ilerlemesine katkıda bulunulmasının yerinde olacağını düşünmekle birlikte; söz konusu testlerin sihirli bir anahtar da olmadığı kanaatindeyim.

Evet, genetik testler; sporcuların ve antrönerlerin (tecrübeli ve bilim odaklı çalışan) hedeflerine bir adım daha yaklaştıracak kullanışlı yöntemlerdir; ancak söz konusu testlerin, sportif yeteneği belirleme ve antrenman şiddetini tayin etme gibi işlevlerinin tek başına yeterli olacağını düşünmek, antrenman prensipleri açısından isabetli bir yaklaşım olarak değerlendirilemez. Aksi takdirde bugüne kadar olimpik seviyede madalya almış bir çok sporcunun başarısını sadece bir tesadüften ibaret görmüş oluruz.

Sportif performansı belirleyen faktörlerin neler olduğuna dair yapılan araştırmalardan en doğru sonucu alabilmek için, bu araştırmaların öncelikle büyük ve homojen (ırk, cinsiyet, coğrafi orijin, kültürel ve çevresel farklılıklar, spor branşı, antrenman geçmişi, efor süresi ve şiddeti vb.) grupları kapsaması gerekir. Bu sayede hem yetenekli sporcular seçilebilecek hem de sporcuların antrenman programlarının düzenlenmesinde kullanılabilecek sağlıklı bilgiler elde edilebilecektir.

Sportif başarıyı tetikleyen genetik miras; çevresel faktörler, yaşam biçimi, egzersiz programlarının uygulanması (yüklenmelerin kapsamı ve şiddeti), sinir kas uyumunun gelişimi, yeterli beslenme ve kültürel farklılıklar ile harmanlanarak bireye özel değişimler ya da farklılaşmalar ortaya çıkarır ki ancak tüm bu değişkenler gözönünde bulundurularak performans gelişimi ve sportif başarı hakkında sağlıklı öngörülerde bulunulabilir.

Kısacası; bizler sadece genetik sınırlarımız içinde limitlerimizi zorlayabiliriz! Antrenman kalitesi ve yüksek tekrarlı egzersizler bizi hedefimize biraz daha yaklaştırır, ama birincilik kürsüsüne ancak seçilmişler çıkabilir! Önemli olan sahip olduğumuz genler değil, bu genleri nasıl tetiklediğimiz ya da değerlendirdiğimizdir!

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
CHP'li Gaytancıoğlu'ndan TMO eleştirisi
CHP'li Gaytancıoğlu'ndan TMO eleştirisi
İstanbul'un Yanı Başında Neşe Dolu Bir Festival!
İstanbul'un Yanı Başında Neşe Dolu Bir Festival!