Pendik Escort Bayan Escort Kartal Maltepe Escort kaçak iddaa siteleri casino siteleri bahis siteleri Çiğdem Şener ''ALTIN ÇAĞ'' YOK ARTIK
''ALTIN ÇAĞ'' YOK ARTIK
Çiğdem Şener
hgs yükleme kent kart yükleme

''ALTIN ÇAĞ'' YOK ARTIK

‘’İlk Çağ'dan gelen bir İbrani masalı, insanları dört bölüme ayırıyor:

1- Kimileri, senin olan senin, benim olan benimdir derler. Bunlar Sodomlulardır.
2- Kimileri, benim olan benim, senin olan da benimdir derler. Bunlar kötülerdir.
3- Kimileri, benim olan senin, senin olan da senindir derler. Bunlar dincilerdir.
4- Kimileri, benim olan senin, senin olan benimdir derler. Bunlar halktır.

Güner geçip koşullar elverdikçe insanlar 2 bölümde birikiyorlar. Ezenler ve Ezilenler.’’

                                                                               Orhan Hançerlioğlu- Düşünce Tarihi

* * * * *

Eşitliğin olduğu yerde ‘’Özgürlük’’ diye bir kavram akıllara gelmez. Özgürlük arayışına çıkmış toplumların öncelikle normatif değerlerini sorgulaması gerekir. Yazılı yasalar, geleneksel yaşam tarzlarının etkisiyle şekillenebilmektedir fakat, binlerce yıldır kemikleşmiş gelenekçi bakış açılarının değiştirilmesi oldukça zordur. İnsanın insanla didişmesinin sebebi her ne kadar dönemsel anlaşmazlıklar gibi görünse de aslında altında yatan, bu sorgulanamayan inançlardan (dogmatik) beslenen eşitsizlikçi bakış açılarıdır.

Mülkiyet ve cinsiyet.

Bana göre bu iki kavramın idare şekli, o toplumun özgürlük seviyesini doğrudan belirlemektedir.

Her toplum, en faydacı biçimde kullanma serbestliğine sahip olduğu üretim araçlarının (emek, sermaye, toprak, hammadde) mülkiyet hakkını elinde tutmaktadır. Toplumların siyasal sistemleri, üretim biçimleriyle koşullanan mülkiyet biçimleriyle belirlenmektedir. Siyaset ise duruma göre oynak zemin üzerinde konuşlandığından, üretim araçlarının eşitsiz dağılımı sıklıktadır. Bu da kişiler arasında eşitsizliğe ve özgürlüklerin kısıtlanmasına sebep olmaktadır.

Cinsiyet, toplumu oluşturan insanların yarısının diğerinden farklı oluşuyla kendini gösteren temel bir gerçekliktir. Toplumun tamamını doğuranların kadınlar olması, anaerkil düzenlerde bir üstünlük olarak görülse de tarihin uzunca bir başlangıcında, doğanın zor şartlarına uyumlanabilmenin kas gücüne dayalı olması ve mülkiyet kavramı, erkeğin ön planda yer almasının nedeni olmuştur.

Ortaklaşa aile tipinde doğan çocuğun annesi belli fakat babası belli değildi. Mülkiyet ve bundan doğan miras haklarının devamı için düzenli bir aile oluşumu ile babaları belli çocukların doğurulması gerekiyordu. Soy ağacının belirleyicisinin erkek olması ve çok eşliliğin erkek lehinde yol alması kaçınılmaz oldu; kadının cinsel yaşamı ve hakları kısıtlandı. Bu yönde çeşitli geleneksel yasaların oluşturulmasının da cinsiyet eşitsizliğini temellendirdiği bir gerçektir. Günümüz dünyasında nereden, nasıl ve niçin geldiği anlaşılamayan çeşitli cinsel adaletsizliklerin kökenini belki şimdi daha iyi anlayabiliriz.

* * * * *

Tarihte pek çok Düşünür, ideal toplumlar için fikir üretmiştir.

Platon, ‘’Devlet’’ eserindeki modeliyle halkı, iş merkezli olarak 3 sınıfa ayırmıştır. Askerler, yargıçlar ve çömlekçiler (İşçi sınıfı). Mülkiyet hakkı sadece çömlekçilere tanınmıştır. Nedeni ise açlık kaygısından uzak bir biçimde rahatça üretebilmelerine olanak vermektir. Diğer iki sınıf ise olumlu ve olumsuz çeşitli sosyolojik farklılıklara tabi tutulmaktadır. Bu da üç sınıf arasında ciddi eşitsizlikleri de beraberinde getirmektedir. Ayrıca kadın ve erkek eşitsizliği yoktur fakat komün bir aile yapısı vardır.

Thomas More; ‘’Ütopya’’ modelinde özel mülkiyeti ve parayı tamamen kaldırmıştır fakat esir sınıfının varlığını kabul etmekle de bir anlamda Yunan aristokrasisini örnek almaktadır. Mutluluk hakkını esir değil, özgür İngilizlere vermektedir. Ütopya adası aşk ve sevgi adasıdır. Din kısıtlaması yoktur. More, VIII.Henry’ nin zamanında başbakanlık yapmış ve Elizabeth çağının şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Lâkin günümüzde bu ülkenin güneşinin batmadığı düşünüldüğünde, Ütopya modelinin başarısı ilginç bir tartışma konusudur.

Francis Bacon; ‘’Atlantis’’ eserindeki ‘’Ben Salem’’ adasını mistik gizemler üzerine şekillendirmiştir. Süleyman evini yöneten hiyerarşik bir yapı vardır ve görevleri skolastik düşünceye karşı bilim ve erdem yoluyla karşı koymaktır. Mülkiyet ve diğer sosyolojik yaşantının ayrıntıları gölgede kalmıştır.

Campanella’nın ‘’Güneş Ülkesi (Civitas Solis)’’, ‘’Topraban’’ adasındadır ( Seylan). Tüm mülkiyet devletindir. Kötülüklerin sebebi olarak gördüğü aileye gerek yoktur, kadın erkek eşittir.

Osmanlı mutasavvıfı Şeyh Bedrettin, Bu Düşünürler arasında en akla yatkın modeli çizmiştir. Fakat bedelini canıyla ödemiştir. O’na göre Hükümet seçimle kurulmalıdır. Ulus, tam bir özgürlük içinde oyunu kullanabilmelidir. Kıyan ve zorba bir hükümetin buyruklarına uymamak gerekir. Saray, saltanat, yeniçeri, tekkeler, dervişler hep zorbalığın ürünüdür. Dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır. İnsanlar eşit olarak yaratılmışlardır. Nikâhlı kadın, evrensel ikiliğin değeridir.

Daha yakın zamanda, üstteki diğer modellere nazaran uzun yıllar çok ülkede yaşam bulmuş, üretim araçlarının ortak mülkiyetini savunan Sosyalizm ve buna sınıf, para ve devleti reddeden Komünizm ile çeşitli fraksiyon ideolojileri de eklenmiştir.  

* * * * *

Günümüzün konuşlanmış siyasi ve sosyolojik sistemlerinde, idealize ettiğimiz eşitlik-özgürlük kavramlarını gerçekleştirebilmek, Jenga oyununda en alttaki temel taşı oynatmaya benzer.

 ‘’Altın Çağ’’ yok artık.

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Yanmaz kefenden sonra şimdi de terlik!
Yanmaz kefenden sonra şimdi de terlik!
CHP'den 'Eyüp' Tepkisi:Pierre Loti Yaşasaydı...
CHP'den 'Eyüp' Tepkisi:Pierre Loti Yaşasaydı...