Çiğdem Şener ZERRİN HANIM
ZERRİN HANIM
Çiğdem Şener
hgs yükleme kent kart yükleme

ZERRİN HANIM

     Adam usulca kapıyı tıkladı. Zaten içerden herhangi bir ses gelmesini beklemiyordu da daima hasretle umduğu ‘’girin’’ sesinin sanki varmışcasına hayali ile süzüldü tuhaf kokulu odaya. Önce elindeki poşeti koltuğun üzerine öylesine bıraktı, perdeleri açtı. Sonra etajerin üzerindeki eski çiçekleri henüz solmasını bile beklemeden aldı vazodan, yerine yenilerini yerleştirip şöyle derince içine çekip kokladı. Yatağın yanına yavaşça oturdu. Titreyen buruşuk elleriyle, artık sadece bembeyaz bir kuru yün tutamı haline gelmiş cılız saçları okşayarak, iki kelebek kondurdu yanaklarına kadının.

     -Günaydın Zerrin'im. Bu gün de her zamanki gibi çok güzelsin. Biliyor musun gelirken ne oldu? Üst komşunun oğlu vardı ya hani yeni evlenmişti? Kâzım mıydı neydi adı, işte o arabasının …

     Adam bir taraftan anlatıyordu tazeden kalan haberleri, bir taraftan da çekmeceyi açıp içinden aldığı süslü tarakla dokunuyordu beyazlara, ipeğe dokunur gibi, nazikçe. İçeri giren hemşire hanımın ‘’Günaydın’’ sesiyle kesildi muhabbet. Kahvaltı vakti gelmişti. Zerrin Hanım’ın boynunun altından içeri giren kalın hortumun ucuna, içinde gıda molekülleri olan şeffaf bir torba bağlandı. Yorganın altından sarkan sondanın ucundaki sarı dolu torba değiştirildi. Gırtlağının üzerinde bulunan plastik kanüllü delikten nefes alabiliyordu. Ne yemek, ne soluk almak ne de konuşmak için kullanamadığı ağzı temizlendi. Sonra Zerrin Hanım’ı hafifçe yan çevirip, yatağa sürekli temas ettiği için kızaran, yer yer iyileşmiş veya hala yara olan kemikli bölgelerine pansuman ve masaj yapıldı. Haftada bir kez vücudu silinmek yıkanmak arası bir şekilde yatağında banyo yaptırılıyordu. Devamlı surette yatar pozisyonda olduğu için de başının arka tarafında saç yoktu. Tüm bunlar olurken sadece boşluğa bakıyordu Zerrin Hanım. Sabit, habersiz, ifadesiz, yokmuşçasına... Evet yoktu aslında. Tam 7 yıldır yoktu.

     Hemşire hanım işini bitirdi, eşyalarını toparladı ve gitti. Adam radyoyu açtı.

     -Bak Zerrin, Müzeyyen Senar söylüyor. Sen seversin.

     Sonra gazeteyi açıp, günün haberlerini okumaya başladı ona yüksek sesle. Öteki hayatları…

     * * * * *      

     Aşk söz konusuysa eğer,  insan ötekinin iyi ya da kötü herhangi bir yönünü fark edip değerlendiremeyecek kadar yanılsama içindedir. Ama sevgide bunu fark edeli çok olmuştur da öteye bile geçmiştir. Onu olduğu gibi tüm halleriyle sever. Öyle sever ki onun değişmesini asla istemez. Sanki değişirse, o başka biri olacaktır. Sevgi koşulsuzdur.

     Sevgi, beğendiği şey için güzel bir şeyler yapmış olmaktan duyulan hazdır. Bu haz da ihtiyaçtır. O halde sevmek bir ihtiyaçtır. Ötekinin haberi olsun ya da olmasın. Sevgi, sevenin problemidir. Hatta diğerini hiç ilgilendirmez çoğu zaman. Bu durum üzücü de olsa, hiç kimse sevilmiyorum diye sevmekten kaçamaz. İnsan baharda açan çiçeği ya da lacivert gökyüzünü parlatan ayı öyle sevmiş ki, arkalarından şiirler yazmış, şarkılar söylemiş. Ama bundan ne çiçeğin ne de ayın haberi bile olmamış. Tıpkı Zerrin Hanım gibi.

     Şüphesiz ki sevmek sevilmeyi var etmek ister ki bunu başarabilirse iki ruh da birbirinden beslenir.  Bu gerçekleşmediğinde acı kendini gösterir. Ama seven, yine de vazgeçmez, sevilenin kendi yerinde bıraktığı boşluğu sevmeye başlar. O boşluk yalnızca sevilene aittir kimseye değil. Seven, bir gün o boşluğa gerçek sahibinin gelebileceği ihtimalini sever, hatta bu acıdan zevk alır. Sevilenin boşalan yerini umut ve beklenti doldurur. Ama bazen de imkânsız durumlarda, anılar yetiyordur bir damla gözyaşı dökmeye.

      İster eş, ister evlat, ister kedi; sahip olunan her sevgili aynı zamanda bir gün kaybolabilme potansiyelini de beraberinde getirir bize. Ama hiç kimse de bundan ürküp sevmemezlik yapmaz. Bu riski alırız çünkü beynimizde, ruhlarının ölümsüzlüğü yani mutlak varlık bilgisi vardır. Bu bilgi olmasaydı, sevgi bilgisi de olmazdı zaten. Çünkü sevgi ölümsüzdür. Ölümde ve ayrılıkta insanın arkasından ağladığı, kaybettiği kişi değildir aslında. Onsuz bu zavallı ruhla nasıl baş edeceğini bilememenin verdiği çaresizliktir. Geçmişte birlikte yapılmış yolculuktan kalan izler ise, bu ağıtın şarabıdır.

                  * * * * *

     Yaşamın büyük bir gayesi de eksik parça ile tamamlanıp bir olmaktır. Çoğumuz zamanımızın kocamanını, sevdiğimiz kişi için harcar, çoğu şeyi ona göre planlarız. Bu, bazen onu elde etmek, bazen elde tutmak yönündedir. Herkesin de hikâyesi vardır bunun acısıyla dolu. Çünkü sevgi her zaman karşılıklı olmaz. Bu yüzden de çabalar dururuz. Oysa çevremde gördüğüm bazen de bizzat yaşadığım onca başarısızlık hikâyelerinden ve de özellikle Zerrin Hanım’ı tanıdıktan sonra algı ayarlarım değişti diyebilirim. Her ne kadar tutarlı davranamasam da hanımlar sizlere sesleniyorum!

     Hani saçımız, başımız, kılımız, tüyümüz için tonlarca zaman ve para harcarız ya? Hani binlerce lirayı bir taş yüzüğe, çantaya, ayakkabıya, çula çaputa gömeriz ya? Hani bir türlü tam olamayan vücudumuz için dolap beygiri gibi soluk soluğa döner, koştururuz ya? Hani kilolarca kozmetiği oramıza buramıza süreriz ya?

     Bu iş öyle olmuyor.

     Boş verin!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Figen Tahan Batak     0000-00-00 Ciğdemcigim yazilarin cok guzel ama bu cok dokundu bana Zerrin hanim tanidigim biri degildi ama anlattıgin ortami bilmekten mi duygulari tanımaktan mi yoksa senin o guzelim anlatim biciminden mi nedendir bilmem cok canli bir hikaye insan yasiyor gibi hissediyor yazılarin sanki gittikce daha guzellesiyor tebrik ederim yolun da basarılar dilerim sevgiyle kal
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Fenerbahçe’den transfer açıklaması
Fenerbahçe’den transfer açıklaması
Ramazan’ın son cumasında da engel çıkardılar
Ramazan’ın son cumasında da engel çıkardılar
cesme escort fethiye escort kemer escort kusadasi escort marmaris escort bandirma escort bordum escort burdur escort canakkale escort cankiri escort canakkale escort cesme escort corlu escort corum escort cerkezkoy escort