Çiğdem Şener TRAJİ-EPİK
TRAJİ-EPİK
Çiğdem Şener

TRAJİ-EPİK

     Siirt 1996. Temmuz sıcağında, buğday başağından devşirme sarı otlar bile kıpırdamıyor. Kimileri tozlu topraklı taşlara oturmuş, yere bakıyor,  kimileri de ayakta,  haydi desen uçacak sağa sola anlamsız adımlar… Herkes suskun… Şafak vaktinde gelen bir çatışma haberiyle saatlerdir teyakkuz durumuna geçmiş sıhhiye ekibi, helikopter pistinin dibindeki seyyar askeri hastanede yerini almıştır zaten. Serumlar hazırlanmış, sedyeler yola dizilmiştir çoktan. Sadece okunan Kuran-ı Kerim sesinin hüküm sürdüğü derin sessizliği çok uzaklardan yaklaşan pat pat sesi bozuyor. Yürekler, öğrenilmiş tanıdık tepkilerle atmaya başlıyor. ‘’Kalk!’’ diyor,  kocaman açılmış kırmızı gözlü komutan. ‘’Vakit geldi.’’Nihayet tozu dumanı birbirine katarak yere yaklaşan helikopterin konmasıyla beraber, adeta kafaları uçururcasına dönen pervanelere aldırış etmeksizin, ok destesi gibi fırlıyorlar. Bir, iki, üç, dört…Hepsi de kırmızıya bulanmış hakiler içerisinde kahramanca yatıyorlar sedyelerde. Kiminin bacaklarının üzerine bırakılmış kolu, kiminin şakağından yediği merminin dışarı fırlattığı gözü, kimi bakıyor öylece donuk, kimi baygın, habersiz…

     Pistin yanındaki barakanın iki tarafına düşen gölgede iki manga teçhizatlı asker. Uzak köşedekiler tüfek çatmış, tüm bu cehennem fragmanının telaşına rağmen namazlarını bozmayarak ‘’Allahu ekber’’ ile üçüncü rekâtlarına devam ediyorlar. Bir kulakları çığlıklarda, bir kulakları semada.  Ömrünün en suskun dakikalarını yaşayan öteki manga ise ayağa kalkmış, helikoptere binmek için bekliyorlar. Bakıyorlar yanlarında taşınan arkadaşlarına. Daha kendileri namaz kılarken, duvarın öte yanında helikoptere binmek için bekleşen arkadaşlarına, onların kopanlarına. Biraz sonra içlerinden hangilerinin, ne şekilde geleceğini düşünerek biniyorlar. Ama cesur, öfkeli, imanlı…Helikopter daha susmadan aynı tozu dumanı birbirine katarak kalkıyor, geldiği yola tekrar gidiyor. Biraz sonra o cehennemde neler göreceğini, kimleri ne şekilde getireceğini ve kendisinin de ne şekilde geleceğini bilmeden.

     Namazlar bitiyor, tüfekler alınıyor, duvarın yakın yanına geçiliyor. Bir başka grup asker abdest alıyor. Buğday başağından devşirme sarı otlar yine kıpırdamıyor.

* * * * *

     Gümüş ayın parlattığı lacivert gecede, Boğaz’ın ışıltılı suları şen kahkahalarla coşuyor. Gökyüzüne vuran lazer ışıkları çıstak müzikler eşliğinde dans ediyor. Bir kutlama var belli ki herkes çok şık. Ellerinde kadehler, şişeler, birbirlerini süzüyorlar ama şehvetle ama hasetle belki de sevgiyle. Bir adam hafta sonu yaptığı Bodrum kaçamağını anlatıyor. Bir başkası da yukarıdakilerden aldığı rant tüyolarından bahsediyor. Kadın, Milano’dan aldığı taşlı gerdanlığın aynısını ötekinin boynunda görünce sinirleniyor. Diğer bir kadın da eski sevgilisini başka güzellerin arasında görünce kızışıyor. Müzik hızlanıyor, dans hünerleri yarışıyor, kadehler tokuşuyor, kahkahalar aynı semaya yükseliyor. Bir taraftan da koyu muhabbetler yapıyor magazin aydınları. Diyorlar ki: ‘’Üstâdım, bu memleket cennet ama bizim insanımız adam olmaaaz!’’

* * * * *

Evet. Bu ülke o kadar büyük ki kimse kimsenin çığlığını duyamıyor.

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Zarif Nuhut     0000-00-00 Evet adam olmayiz.... Bir yanda vatan sevdasiyla yanip tutusan yurekler, vatan evlatlari can verirken saraylarinda yalilarinda şatafatin, zevk ve sefanin dibine vuranlar ulkem icin ahkam kesmeye devam ederse biz adam olmayiz. Yureginize saglik Cigdem hanim.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tunceli’de patlama: 2 çocuk yaralı
Tunceli’de patlama: 2 çocuk yaralı
Rusya’dan Yemen için insani yardım çağrısı
Rusya’dan Yemen için insani yardım çağrısı