Pendik Escort Bayan Escort Kartal Maltepe Escort kaçak iddaa siteleri casino siteleri bahis siteleri Meral Akşener: Bize gelen gömleğini çıkartmasın

Meral Akşener: Bize gelen gömleğini çıkartmasın

Meral Akşener, İYİ Parti’yi kurdu ve ilk ziyaretini Türklerin Anadolu’ya girdiği Ahlat’a yaptı. Misafiri olduğum evinde parti kurma çalışmalarından bu yana ilk gazete röportajı gerçekleşti.

Meral Akşener: Bize gelen gömleğini çıkartmasın

İPEK ÖZBEY - HÜRRİYET - Akşener ile İYİ Parti’den FETÖ suçlamalarına, faili meçhul cinayetlere, hakkındaki iddialara kadar her konuyu tartıştık. 15 Temmuz gecesi ne yaşadı, onu bu partiyi kurmaya iten sebep neydi, Devlet Bahçeli kaset iddiasından sonra ne mesaj gönderdi? Akşener, ilk kez anlattı.

Meral Hanım, hiç tereddüt ettiniz mi partiyi kurarken?

Hayır.

Ya tabela partisi olursak, ya umduğumuzu bulamazsak diye…

Referandum sırasında özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bir şey fark ettim. Bir tarafta HDP bir tarafta da AK Parti. İki sert yüz var. Ve ilk defa burada geçmişin özlendiğini gördüm.

Nasıl bir özlem bu?

Diyelim ki Anavatan Partisi iktidardaydı. Ama Refah Partisi ve DYP’nin buralarda; Doğu ve Güneydoğu’da milletvekilleri vardı. İktidardan isteklerine yanıt alamayan vatandaş mutlaka muhalefete giderdi. Vatandaşın bir üçüncü yola ihtiyaç duyduğunu gördük. Seçmen bize nasıl davranacak göreceğiz ama bunun bir görev olduğuna kanaat getirdik.

CHP’yi bu noktada bir yere koyamıyor musunuz?

CHP geçmişte vardı. Daha doğrusu SHP döneminde buralarda milletvekilleri vardı. Zaman içinde CHP’ye oy verecek insanların hangi alana kaydığını bilmiyorum.1999 seçimlerinde MHP’nin de vekilleri vardı, ondan sonra onlar nereye gitti, bilmiyorum. Görünen iki siyasi alan var.

Peki sadece bu iki siyasi alanın var olması beraberinde neyi getirdi?

Güneydoğu böyle, ikili bir sistem var. Batı’daysa renkleri farklı yüzde 60’lık bir sağ seçmenin kendisinde toplandığına inanan –ki reel durum da bu-  rekabetin ortadan kalktığı ve CHP’yi o sağ seçmen üzerinde formatlamış, düşman kuvvet kabul edip, onu bir yere sıkıştırmış, sağın geri kalan bütün renklerini kendinde konsolide eden bir siyasi yapıyla karşı karşıya kaldık. Ama bu neyi getirdi? İncitici bir dilin, çemkiren bir söylemin, herkesin herkese hakaret ettiği ama bu hakaretlerin sonucunda da hiçbir şeyin olmadığı, işin cıvıdığı bir siyasi atmosferi getirdi. Şimdi bunun neticesinde ikiye bölündü Türkiye. Ne etnik, ne mezhep, ne siyasi aidiyet üzerinden tanımlayabiliriz biz bu durumu. Türkiye, evet-hayır diye ikiye bölünmüş ve bu iki kesim arasında bir geçirgenlik yok. Bakın ben güven endekslerini çok iyi takip ederim. Bu ülkede birbirine güvenen insanların oranı çok düştü. Hiçbir ülkede bu ülkede olduğu kadar noter yok.

Bize gelen gömleğini çıkartmasın

Niye?

Devlet vatandaşına, vatandaş devletine, vatandaş birbirine güvenmiyor da ondan. 15 Temmuz iğrenç darbe kalkışmasından sonra daha da derinleşen hukukla ilgili büyük bir karamsarlık var. Şimdi siz kime güveneceksiniz. Ülkeleri kurallar yönetir, kurallar nedir, hukuktur. Hukuk insanların haksızlığa uğramamasını sağlar. Bunun ortadan kalktığına inanan, merci olarak nereye başvuracağını bilemeyen insanlar güvensiz olurlar. Meşru ifade alanları ve adalet ortadan kalktığı zaman insanlar önce korkmaya başlarlar, o korkanlar birbirini bulur ve sonra merdiven altı denilen zemine kayarlar. Ve bu genellikle darbe dönemlerinde olurdu ülkemizde. Dikkat ederseniz o dönemlerde bütün STK’lar kapalı olur. STK diye genellikle devleti temsil eden otoriter gücün hoş gördükleri ortaya çıkar. Diğerleri merdiven altına kayarlar. Türkiye bu süreci yaşıyor. Farkında mısınız İpek Hanım, insanlar gülümsemiyor. Barut fıçısı gibi herkes birbiriyle kavga etmeye hazır.


Bu dili değiştirecek misiniz?

Elbette. Politikacı olarak ben bıktım kardeşim, sıradan vatandaş ne yapsın? Bu; otoriteyi temsil edenden başlıyor, diğer alanlara da kayıyor. Burada kadın olmanın avantajını da göreceğim ben. Yaşım ve cinsiyetimin büyük avantaj olduğunu düşünüyorum.

Bundan 10 sene önce İYİ Parti’yi kursaydınız daha sert bir dil mi kullanırdınız?

Onu bilemiyorum. Çok şey yaşamış bir politikacıyım ben. En büyük özelliğim de hatalarımdan ders çıkarmaktır. Hatam olmadı mı, oldu elbette. Ama ben hata diye kabullenip özür dilediğim hiçbir şeyi tekrarlamadım. Tecrübemin önemli olduğunu düşünüyorum. Başardıktan, yani normalleştikten sonra inşallah gençlere teslim edip, huzurlu bir hayatı yaşayacağım.

Her seferinde gençlere çok güvendiğinizi söylüyorsunuz… Bunu sağlayan ne oldu?

Ben eski bir üniversite hocasıyım. Gençlerle aram hep iyi olmuştur. Bakın ben, kendi sınıfının iyi tahsil görmüş bir kadınıyım. Sınıfsal olarak da kendini tanımlamış insanlardan biriyim. Ama yetiştirdiğimiz genç arkadaşlarımız bizden daha donanımlı. Bizim kafamızda bariyerler var. Kompartımanlara daha yatkınız. Onların arasında öyle bir şey yok.

Mesela; sizin kafanızda olup, gençlerin kafasında olmayan bariyerler neler?

Biz dünyaya daha kapalı yetiştik. Bu arkadaşlarımız dünyadaki yaşıtlarıyla çok eşit bir ilişki kuruyor. Bizim en büyük bariyerimiz belki de şu olabilir. Batılı mevkidaşlarımızla karşı karşıya geldiğimizde ya onlardan korkup kaçtık ya da kendimizi kafamızda gettolaştırdık. Ya da çok hayran olduk. ‘Ben de’leri olduk. Bizim çocuklarımız kendilerini yaşıtlarından üstün de görmüyor, değersiz de hissetmiyor. Atatürk’ün de söylediği çağdaş medeniyeti artık teknolojiyle ve bu çocuklarla yakalamak mümkün. Çatır çatır kaçmadan Türkiye adına mücadele edebilecekler. Bunu çok önemsiyorum.

Ya çok seviliyor ya da hiç sevilmiyorsunuz.  Bunlar kim; biliyor musunuz?

Biliyorum. Sosyal medyayı eskisi gibi takip edemiyorum. Ama geçmişte twitter’ımı tamamen kendim takip ettim. Genç bir kesim var. Seküler, Atatürk’ün değerlerine çok bağlı ve korkan. Bir kere “Türkiye elimizden gidiyor” diyenler seviyor. Ama biraz da temkinliler. “Tamam bakalım ne yapacak” diyorlar. Bir diğer kesim, kadınlar. Bana göre daha genç bir kadın grubu. Erkeklerde, muhafazakâr alandan da var, merkez sağ ve kendini milliyetçi olarak tanımlamış insanlarda da var bu sempati.

Peki kim sevmiyor?

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin başkanı Sayın Erdoğan, siyasi kumaşı yüksek bir insandır ve rakibi iyi tespit eder. MHP’nin genel başkanlığına aday olduğumu açıkladığım andan itibaren beni de formatlamaya kalktılar. Kimisi FETÖ’cü dedi, kimisi bilmem ne! Onun getirdiği bir kanaat var. Bir de Adalet ve Kalkınma Partisi’yle hayatını özdeşleştirmiş “Kaybederse bana ne olur” diyen bir seçmen kitlesi var. Oradaki his buraya yansıyor. Fakat çok ilginçtir, o kitlenin içinde bile bir vicdan devreye giriyor. Benimle ilgili o kadar çok haksızlık yapıldı ki, bir süre sonra insanların vicdanı devreye girdi.

Siyaset yıllarınızdan sizi hatırlayan ve benimsemeyenler, katı bir şekilde eleştirenler de var.�

Doğru Yol döneminde sekiz ay içişleri bakanlığı yaptım. Sayın Çiller’in 1993’ten başlattığı bir güvenlik politikası vardı. Ben partiye 1994’te katıldım. Sayın Çiller ile eküri haline geldik. Genel olarak insanlar maliyeti yüksek insanlara nefret duyamaz. Sayın Çiller başbakandı. Kızgınlık bir şekilde birine kanalize edilir. O günün şartlarında bu bendim. Bana saldırmanın bir maliyeti yoktu. Tabii çok fırtınalı bir dönemdi.

FAKİR KÖYLÜ KIZI DİYE AŞAĞILANDIM

Susurluk oldu…

Susurluk sonrasında bakan oldum ben. E benim ne alakam var Susurluk ile? Maliyet hesabı bu. Kendini sınıfsal olarak tanımlamış bir politikacı olarak ekonomik güç odaklarıyla da çok fazla haşır neşirliğim yoktu. O günlerde benimle ilgili yapılan tanım, “Fakir köylü kızı”ydı. Aşağılanma için söylenmişti ama ben bunu aldım, başımın üstüne koydum. Nasıl bu gençler, kendilerini Batılılar karşısında değersiz bulmuyorsa, ben de kendimi o günün çok önemli bir şahsının karşısında değersiz veya daha değerli bulmadım. Mesela mutfaklar beni hep sevmiştir. Gazetelerin televizyonların mutfakları da beni hep sevmiştir. Çünkü sınıfsal bir tavır aldım. İçişleri Bakanı’ydım, genel yayın yönetmenlerine hiç beyanat vermedim, o günün muhabirlerine verdim. Çünkü ben küçük bir memur çocuğuydum ve bütün her yere tırnaklarımla kazıyarak geldim. Bakın bugün hakkımda söylenenleri de geçiyorum; Erdoğan’ın etrafındaki bu yazar-çizer takımı nedeniyle ona çok acıyorum. Çünkü onun buraları kontrol etmesi, övüyorum derken lime lime edenleri görmesi mümkün değil. Siyaset şöyle bir şeydir. Herkes birbirinin düşmanı değildir. Gün gelir siyasetçiler, bir zorluk karşısında yan yana gelirler.

Yenikapı buluşması böyle miydi?

28 Şubat döneminde Refah Partililer ile Doğru Yol Partililer de birbirleriyle dayanışma içinde oldular.  15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra bütün görüşlerin bir araya geldiği o huzurlu alan ortaya çıkmıştı. Şimdi bunun nasıl darmadağın edildiğine bakın. Çünkü bu yekpare huzur alanının oy dağılımında sorun var. Bu huzur alanında o kutuplaştırılmayan seçmenin seni, beni görmesi mümkün.

Parti programında FETÖ ile mücadele var. “15 Temmuz gerçeğini ortaya çıkarmak şehitlerimize karşı namus borcumuzdur” diyorsunuz. OHAL ile yürütülen mücadelenin yeterli olmadığını mı düşünüyorsunuz?

Sayın Erdoğan’ın bu konuda samimi olduğunu düşünüyorum. Kişisel olarak 17-25 Aralık’tan bu yana canının yandığına inanıyorum.  Fakat öyle bir geçirgenlik ve iç içe geçmişlik var ki, kimin eli kimin cebinde belli değil. Samimiyetle mücadele etmek istediğine inanıyorum ama bu mücadelenin gerçekten olduğuna inanmıyorum. Şöyle bir durum var: Eğer siz FETÖ’cülük üzerinden bir kriter koymazsanız, yani senin FETÖ’cün kaçar, benim FETÖ’cüm tutuklanırsa bu adaleti ortadan kaldırır ve aynı zamanda da işi sulandırır.  

Herkesin bir FETÖ’cüsü mü var?

Ben hariç ağırlıkta olduğu görülüyor. Benim sülalemde yok.

Ama siz de FETÖ’ye yakın olmakla suçlanıyorsunuz?

Evet. Mesela bana “Meral Kılıçdaroğlu” diyen İsmail Kahraman “Belam” dediğim için beni mahkemeye verdi. İfade vermeye gittim Çarşamba günü. Bu kişinin bana söylediği sözlerde direk FETÖ suçlaması var. E elin sopası yok, bak damadı kaçak. 1000 yaşında adam. Ben kendisine “İsmail Akşener” desem, ne kadar iğrenç. Defalardır kamuoyuna beyanda bulunuyorum. Bu mücadeleyi yapanları göreve çağırıyorum. Benim dokunulmazlığım yok. Varsa bir terör örgütüne yandaş olmak, sempati duymak gereğini yapmanız lazım. Yok iftiraysa, o zaman o iftirayı atana da gereğini yapacaksınız. Bu nasıl bir devlettir ki, 8 yıldır evinin önünde polis kulübesi olan bir eski İçişleri Bakanı’nın ne olduğunu bilmiyor. Bir kere FETÖ’nün sermayedarları kaçtı kardeşim. Yeni bir iddia var?

Nedir o?

Diyorlar ki garibanlar hapiste, bir sektör oluştu. Parayı veren kaçıyor. Bu vicdanları yaralar. Ben iddialıyım. Şahsım, partim adına, altına imza attık, bu konuda mücadele etmek namus borcumuzdur.

15 Temmuz gecesi neredeydiniz?

Evimdeydim. Beylerbeyi’nde, Küplüce denilen yerde oturuyorum. Köprünün ayağına yakın bir yer.

Anlatır mısınız o geceyi?

Tarihi eser bir evde oturuyoruz. Üst katında televizyon yok. Günlük çalışan bir kızımız var. Akşam eve misafir geldiğinde ikramı ben yaparım. İki farklı aile misafirimiz. Çay, börek servisini yaptım. Telefonumun sadece WhatsApp’ı açık. Misafirlerimizden biri bizim genel idare kurulu üyemiz Feridun Bahşi; telefonuna köprüyle ilgili bir mesaj geldi. Herkes birbirini aramaya başladı. Hemen televizyonu açtık. Yoldan insanlar geçiyor, televizyonlarda bir gariplik var ama ne olduğu belli değil. Nihayetinde öğrendik. Diğer misafirimiz gitmek için bir tekne istedi. Biz onu sahile kadar indirdik. İnsanlar ellerinde bayraklarla neşeli şekilde köprüye çıkıyor. Eve geldik, öğrendik. Sayın başbakanla ilk tweet’i atan, kınayan siyasetçi olduğumu sanıyorum.

Peki sokağa çıkmayı düşündünüz mü?

Bunu çok dürüstlükle anlatıyorum size ve ilk kez anlatıyorum. “Hadi bakalım” falan olduk. Fakat bir arkadaşımız aradı. Ülke TV’de başlayıp, sonra diğerlerine sirayet eden, bu darbenin başbakanının benim olduğuma dair bir yayın yapıldı. Tam gidelim mi derken, bunun bir provokasyona sebep olabileceğini düşünerek durdum. “Darbecilere destek olmak için çıktı” denilebilirdi çünkü. Asıl ilginç olanı şu, hiç çözemedik. Helikopter hep bizim evin bulunduğu o alanda döndü durdu. Ve iki büyük kurşun bizim polis noktasına geldi. Zırhlı yaptırmıştım ben. Sıyırdı geçti, kıyafetlerini giydikleri konteynırın camlarını indirdi. Fakat sonra, ertesi gün, çok ilginç bir biçimde yayınlar başladı. Onca erkek, sayın cumhurbaşkanı, başbakan, Kılıçdaroğlu, Bahçeli dahil hepsi bir yerlerde, hiçbirini tankın üstünde görmedim, ama tutturdular, “Meral Akşener niye tankın üstüne çıkmadı” diye. Buraya da bir soru işareti koydum.

Yazının tamamını okuman için TIKLAYINIZ

Meral Akşener İyi Parti
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Bursa'nın Zehirli Havası Meclis Gündeminde
Bursa'nın Zehirli Havası Meclis Gündeminde
CHP’li Haluk Pekşen hakkında “Erdoğan’a tehdit” fezlekesi
CHP’li Haluk Pekşen hakkında “Erdoğan’a tehdit” fezlekesi