Yılmaz Özdil, "Kıymetini bilmeliyiz" başlıklı yazısında, "Sen-ben değil, biz olmaya, hepimiz olmaya devam etmeliyiz." dedi.

İŞTE ÖZDİL'İN YAZISI
 

İş bitmedi…
İş yeni başlıyor.

 

Ekrem İmamoğlu bizim oylarımıza sahip çıktı, bizim de ona sahip çıkmamız boynumuzun borcudur… Yetişin derse koşmalıyız, eksiğiz derse çoğaltmalıyız, taşıyın derse omuz vermeliyiz, sadece işiyle uğraşmayacak, çirkefle de uğraşacak, asla yalnız bırakmamalıyız, gerekirse biz kirlenmeliyiz, onu temiz tutmalıyız, o sessiz çoğunluğun sesi oldu, bizler de onun sesi olmalıyız, metrobüste vapurda çarşıda pazarda, onun bulunmadığı ortamlarda o'nun yerine olmalıyız, çeyrek asırdır bi Ekrem çıksın diye bekliyoruz, kıymetini bilmeliyiz.

(Chp İstanbul il başkanı Canan Kaftancıoğlu, İyi Parti İstanbul İl başkanı Buğra Kavuncu, bu tarihi başarının iki gizli kahramanıdır, ıslak imzalı tutanakları tek tek onlara borçluyuz, yoksa cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi atı alan üsküdar'ı geçerdi… Organizasyon yeteneği olmayan kabiliyetsiz kazmalarla dolu siyaset dünyamızın, genç, tek taş pırlantaları… Farklı partilere mensup olmalarına rağmen, farklı ideolojileri, farklı dünya görüşleri olmasına rağmen, ortak payda'da buluşmayı başaran, eğitimli, çağdaş iki insan… Vakit geçirmeden, hemen şu an, sosyal medya hesaplarına girip, il başkanlıklarına telefon açıp, kendilerine teşekkür etmeliyiz, iyi ki varsınız demeliyiz, çevremize, duymayanlara anlatmalıyız, örnek göstermeliyiz, Canan'ları Buğra'ları artırmalıyız.

Mansur Yavaş bize Mustafa Kemal Atatürk'ün Ankarası'nı geri aldı, Anıtkabir'i bize geri aldı, Birinci Meclis'i bize geri aldı, Atatürk Orman Çiftliği'ni bize geri aldı, Hacı Bayram Camisi'ni bize geri aldı, Mansur Yavaş sadece 25 yıldır hasretini çektiğimiz şehrimizi değil, 96 yıl önce kurduğumuz başkentimizi bize geri aldı, Mansur Yavaş'a Cumhuriyet'e sahip çıkar gibi sahip çıkmalıyız.

Atatürk'ün Ankara'ya gelişini simgeleyen koşuyu yasakladılar, 19 Mayıs törenlerini yasakladılar, 29 Ekim törenlerini savsakladılar, neler çektiğimizi bir biz biliyoruz, bir de Allah… Sözlük anlamı “Allah'ın yardımıyla galip” manasına gelen “Mansur” Yavaş'sız Ankara'yı asla unutmamalıyız.

 

İzmirli demek, İzmir'de doğmak, İzmir'de yaşamak demek değildir, hayata İzmir penceresinden bakmak demektir, Türkiye'nin neresinde yaşarsan yaşa, aynı duygu atmosferini solumak, zihniyet hemşehrisi olmak demektir… Bu şuurla, İzmir'i Kırşehir'le Aydın'ı Artvin'le Çanakkale'yi Ardahan'la kardeş şehir yapmalıyız, Çankaya'yı Hopa'yla, Beşiktaş'ı Mengen'le, Karşıyaka'yı Pülümür'le kardeş ilçe yapmalıyız, yıllar yıllar yıllar sonra bize uzatılan elleri, bir daha asla bırakmamak üzere sıkı sıkıya tutmalıyız, maddi manevi imkanlarımızı zihniyet kardeşlerimiz için kullanmalıyız.

Adana'yı kazandık arkadaş, Adana'yı, 25 sene sonra… Sen bunun ne demek olduğunun farkında mısın? Orhan Kemal gibi, Yaşar Kemal gibi, Suna Kan gibi, Muzaffer İzgü gibi, Erol Büyükburç gibi, Haluk Levent gibi bağrımıza basmalıyız, Zeydan Karalar'ı.

Kişisel kompleksleri bir kenara bırakıp, tüm zamanların gelmiş geçmiş en başarılı belediye başkanı Profesör Yılmaz Büyükerşen'in vizyonunu tüm Chp'li belediyelere yaymalıyız, doktrin haline getirmeliyiz, nasıl başardığını parti içinde ders haline getirmeliyiz.

Chp'den üst düzey bir heyetin, hemen bugün Kırklareli'ne gittiğini, Mehmet Siyam Kesimoğlu'ndan kurumsal olarak özür dilediğini, yanlış yaptık, lütfen gel partine geri dön dediğini görebilmeliyiz… Cumhuriyet'i kuran partinin, kişileri değil daima idealleri önde tuttuğunu, bu olgunluğu gösterebildiğini görebilmeliyiz.
Akp iktidarına karşı eğilip bükülmeyen Trakya'ya Chp'de terbiyesizlik yapıldı… Bu samimi itirafın yapıldığını ve bu itirafın partiyi küçültmediğini, aksine yücelttiğini kavrayabilmeliyiz.

Bodrum, Marmaris, Fethiye, Datça, Çeşme, Seferihisar, Urla, Foça, Didim, Kuşadası, Edremit, Erdek, Bozcaada, Gökçeada, komple Antalya, tamam.. Hani Ayvalık?
Hepsini kaybetmişiz gibi kafa yormalıyız, sebeplerini sorgulamalıyız, asla yeterli görmemeliyiz, hiç vazgeçmemeliyiz, o olmasa da olsun artık dememeliyiz, o olmazsa olmaz demeliyiz.

İzmir'de İstanbul'da Ankara'da Atatürkçü olmak kolaydır, konforludur. Asıl maharet, Afyon Dazkırı'da, Çorum Mecitözü'nde, Kahramanmaraş Nurhak'ta, Konya Tuzlukçu'da, Yozgat Çayıralan'da, Tokat Zile'de, Rize Fındıklı'da Chp'li olabilmektir. Oralarda Chp'ye seçim kazandırma imkansızlığını başaranlara evlat gibi, ana gibi, baba gibi sarılmalıyız, müzikle, tiyatroyla, edebiyatla yanlarında olmalıyız, sosyal hayatlarını zenginleştirmek için çaba harcamalıyız.
Sivil toplum örgütlerini oralara yönlendirmeliyiz.

İyi Parti'yle Chp uzlaşmasına gözümüz gibi bakmalıyız…
36 yıldır gazeteciyim, “benim partim kazanmasa da olur, yeter ki şehri kazanalım” diye düşünen iki partiyi ilk kez görüyorum.

Yalana iftiraya tehdide karşı bu demokrasi olgunluğunu göstermeyi başaran, bu fedakarlığı göstermeyi başaran İyi Parti'yle Chp dostluğunu korumalıyız, özen göstermeliyiz.

Mesela neden, Kadıköy belediye başkanı Şerdil Dara Odabaşı, kendisine rakip olan Emre Kınay'a görev teklif etmesin?

Bilgi birikimini, şehirlerin menfaatini güçlendirmeliyiz.
Sen-ben değil, biz olmaya, hepimiz olmaya devam etmeliyiz.

Kıymet bilmek, kaybedince arkasından gözyaşı dökmek değil, yanındayken sımsıkı sarılmaktır.

Vatan lafla sevilmez.
Çalışarak sevilir.

İş bitmedi…
İş yeni başlıyor.