Siyaset
Giriş Tarihi : 02-02-2017 16:31   Güncelleme : 02-02-2017 16:31

CHP'li İlgezdi, 'Hayalet kurum: İnsan hakları ve eşitlik kurumu'

Merkezi Washington’da bulunan Özgürlük Evi (Freedom House), 2017 Dünyada Özgürlükler Raporunu açıkladı.Rapor, Türkiye açısından dehşet verici sonuçları ortaya koydu.

CHP'li İlgezdi, 'Hayalet kurum: İnsan hakları ve eşitlik kurumu'

Merkezi Washington’da bulunan Özgürlük Evi (Freedom House), 2017 Dünyada Özgürlükler Raporunu açıkladı.Rapor, Türkiye açısından dehşet verici sonuçları ortaya koydu.

Basında da yer aldığı üzere; 195 ülkeyi ve 14 bölgeyi kapsayan raporda Türkiye, 100 üzerinden topladığı 38 puanla, 2016’da, kısmen özgür olan ülkeler arasında yer aldı.

Bu sonuç, ülkemizi 2016 yılında en çokgerileyen ülkelere kategorisinde ilk sıraya oturturken, son 10 yılda özgürlüklerin en çok gerilediği ikinci ülke konumuna getirdi.

Freedom House raporu; ülkemizin siyasi haklar ve sivil özgürlükler konusunda dipsiz bir kuyunun içine itildiğinin en somut örneğidir.

Açıktır ki, Türkiye’de ayrımcılık, işkence, kötü muamele ve yasaklar konusundakidenetim mekanizmaları işlevsizleştirilerek, vatandaşlarımız sistem karşısında çaresiz bırakılmıştır.

Kamuoyunun da anımsayacağı gibi, AKP Hükümeti, geçtiğimiz yıl Nisan ayında, yangından mal kaçırırcasına İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna getirdiği İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Tasarısını, ilgili tarafların görüşlerini dahi alma gereği duymadan, Muhalefet partilerinin itirazlarını önemsemeden, Meclis genel kuruluna getirmiş ve 7 gün içerisinde yasalaştırmıştı.

20 Nisan 2016 tarihli ve 29690 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6 Nisan 2016 tarihli ve 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanununun kabulü üzerindenneredeyse bir yıl geçti.

Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun yerine yeni bir Kurum kuruldu. Ancak kurulan yeni kurum ne genişlemesini tamamladı ne de faaliyetlere başladı.

Paris İlkelerine aykırı olarak, tamamı Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından atanacak 11 üyeden oluşan kurumun karar organı olanİnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu şeklen bile oluşturulmadı.

Böylece Türkiye’de hak ihlallerini ve ayrımcılığı inceleyecek, işkence ve kötü muamele iddialarını yerinde denetleyecek en önemli mekanizma ölü doğdu.

Anımsanacağı üzere, İnsan Hakları ve Eşitlik Kuruluüyelikleri için2 Mayıs 2016 tarihinde ilana çıkılmış, başvurular için son süre 6 Haziran olarak belirlenmişti.

Oysa bu Kurula henüz bir atama yapılmış değil. Atama yapılmışsa; Bakanlar Kurulunun hangi toplantısında karar alınmış, kim, nerede yayınlamış bilinmiyor.

Dolayısıyla, “Özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin ulusal önleme mekanizması kapsamındaki başvurularını ve bu kapsamda resen yürütülen incelemeleri karara bağlama” görevini yani eğer işkence ve kötü muamele iddiası varsa bunu karara bağlayacak olan Kurul, hiç var olmadı.

15 Temmuz sonrası Türkiye’nin her yerinde gerçekleşen yoğun gözaltı işlemlerini takip edebilecek bir idari yapının Kurum bünyesinde oluşturulduğu da söz konusu değil.

Öte taraftan Adalet Bakanlığı ise işkence ve kötü muamele iddialarının araştırılmadığı yönündeki eleştirileri, kapatılan Türkiye İnsan Hakları Kurumunu referans göstererek, “Kurum faaliyetlerini sürdürüyor” şeklinde geçiştiriyor.

Bu kadar ciddi iddiaları fiilen inceleyip karara bağlayacak bir kurum alt yapısı olmadığı halde bizzat Bakanlık eliyle varmış gibi gösteriliyor.

Oysa fiilen böyle bir kurumun varlığı da söz konusu değil!

Çünkü 6701 Sayılı Yasa’nın Geçici 1. Maddesine göre “Mülga Türkiye İnsan Hakları Kurulu üyelerinin üyelikleri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte sona erer.” deniliyor.Yani şu anda TİHK de mevcut değil.

Sorunlar karşısında “mış gibi gibi” davranan iktidar, özellikle 15 Temmuz sonrası büyük artış gösteren insan hakları ihlalleri ve kötü muamele uygulamalarını kurumsallaştırırken aynı zamanda kökleştiriyor.

İktidar tarafından bugüne kadar sürdürülenbu bilinçli politikanın sonucu cezasızlık olarak karşımıza çıkıyor.

Şurası bir gerçek ki iki yanlış bir doğru etmiyor: İktidar kötü muamele ve işkence yoktur dedikçe, Türkiye tertemiz bir ülke olmuyor.

Hepimizin ortak isteği olan demokrasi, özgürlük ve eşitlik ilkesinin sürekli erozyona uğratılması kaygılarımızı derinleştiriyor.

Dayatmacı bir anlayışla yapılan düzenlemelerin Türkiye’yi getirdiği nokta ortadadır.

Ülkemiz bugün insan hakları ve eşitlik mücadelesi bakımından;

  • Nerdeyse yüz yıl önceki konumuna gerilemişse;

  • Ayrımcılığın tanımını eksik yapılıyorsa,

  • İnsanlar, ırklarına, renklerine, cinsiyetlerine, dillerine, dinlerine ve mezheplerine göre sınıflandırılıyorsa,

Torba kanunların yanı sıra torba anayasa anlayışıyla ülkeyi idare etmeyi alışkanlık hâline getirmiş bir siyasi iradenin hak ve özgürlükleri de bir torba içine koymasını artık yadırgamıyoruz.

Sonuç olarak Freedom House raporu, hepimizin bildiği gerçeği bir kez daha yüzümüze vurdu: Türkiye’de, sadece bir kesimin insan hakları ve eşitliği muhafaza edilir,bu hakları korumak için mücadele edilirse, "Türk tipi Başkanlık", "Türk tipi demokrasi" derken, “Türk tipi insan hakları” da yaratılır ve Türkiye’yi sonsuz bir karanlığa mahkum edilir.