Gündem
Giriş Tarihi : 13-01-2022 10:26   Güncelleme : 13-01-2022 10:26

Gençler cemaat yurtlarında ölüyor, iktidar göz yumuyor: ‘AKP büyük bir cemaatler koalisyonu’

Nur Cemaati’ne ait evde gördüğü baskılar nedeniyle yaşamına son veren Enes Kara’nın ölümü, Türkiye’nin tarikat ve cemaat gerçeğini yeniden gündeme getirdi. Avukat Can Atalay ile cemaatlerin dününü, bugününü ve yurtlardaki örgütlenmeleri hakkında konuştuk.

Gençler cemaat yurtlarında ölüyor, iktidar göz yumuyor: ‘AKP büyük bir cemaatler koalisyonu’

SERHAT YILMAZ/GERÇEK GÜNDEM

Aralık ayında Antalya İlim ve Kültür Derneği’ne bağlı kaçak yurtta üniversite öğrencisi Mehmet Sami Tuğrul’un vahşice öldürülmesiyle sarsılan Türkiye, yeni yılın ilk günlerinde kaldığı cemaat evindeki baskılar nedeniyle yaşamına son veren Enes Kara ile bir kez daha sarsıldı.

Kara’nın intiharının ardından tarikat ve cemaatlerin yurt ve evlerinin kapatılması yönündeki talep kamuoyunda güçlü bir şekilde ifade edilirken; bu yapıların karanlık yüzü bir kez daha gün yüzüne çıktı.

Biz de Aladağ’daki yurt faciası davasının mağdur avukatlarından olan Can Atalay ile tarikatların dününü, bugününü ve özellikle AKP’li yıllarda önü iyice açılan cemaat yurtlarını konuştuk.

“KRİTİK TARİH 12 MART’’

Cemaatlerin 1940’lı yıllarında ikinci yarısından itibaren toplumsal yaşamda yeniden görünür hale gelmeye başladığını söyleyen Atalay, kritik tarihi olarak 12 Mart Askeri Darbesi sonrasını işaret ediyor:

‘’Pek çok örnek cemaatlerin önünün açılmasına karar verildiğini gösterir. Nitel olarak tüm Türkiye’de hem toplumsal güç hem mali güç hem kamuda güç biriktirmeye başladıkları dönem bence 12 Mart sonrası.’’

“2010 REFERANDUMU SONRASINDA YARGI ANAHTAR TESLİM’’

Atalay, ‘’Cumhuriyet Kanunu, alenen çiğnenirken; yargı nasıl bir pozisyon aldı? Zaten yasak olan cemaat ve tarikatların vakıf ve dernek ismi ile faaliyet göstermelerine yargı dur demedi mi?’’ sorumuza, cemaatlerin devlet içerisindeki örgütlenmelerinden örnekler anlatarak yanıt veriyor:

‘’Fethullahçıların durumunu biliyoruz. Sıkı bir teşkilat olarak sayısal güçlerinin ötesinde bir etki yaratmayı başardılar. Örneğin özel yetkili mahkemelerde ya da hem kollukta hem yargıda örgütlü olmaları sayesinde kendi varlıklarının ötesinde bir etki yarattılar. Fakat giderek sayısal olarak da güçlendiler. 2010 referandumu ile birlikte yargı, ‘anahtar teslim’ Fethullahçıların eline geçti. Ama sadece onlar değil anlaşıldığı kadarıyla Hak-Yol’cular başta olmak üzere diğer cemaatler de kendi iç örgütlülükleri çerçevesinde bir pozisyon ediniyorlar yargı içerisinde. Kendi iç örgütlülükleri çerçevesinde dememin nedeni şu: Mevcut hukuki konumlarının ötesinde bir ilişki ağı olduğu da anlaşılıyor.’’

“8 YILLIK ZORUNLU EĞİTİM ORTADAN KALKINCA SİBYAN MEKTEPLERİNİN ÖNÜ AÇILDI’’

AKP’nin 2012 yılında yasalaştırdığı 4+4+4 sisteminin cemaatlerin eğitimdeki örgütlenmesini olumlu anlamda etkileyip etkilemediği sorumuza ise Atalay şöyle yanıt veriyor:

“Eğitimde bütün cemaatlerin pozisyon elde etmesi 4+4+4 sistemine geçilmesinden önce. AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte özel yurtlara ve özel okullara devlet kaynaklarının ayrılmasıyla cemaatler eğitimdeki pozisyonlarını geliştiriyorlar. 4+4+4’ün, somut etkisi şu: Zorunlu eğitimi 8 yıldan çıkarınca sibyan mektepleri gibi bin tane; eğitimi cemaatlere teslimin önünü açan mesele ortaya çıkıyor.‘’

Cemaat yurtlarının yaygınlaşmasında köy okullarının kapatılıp taşımalı eğitime geçilmesinin etkisini sorduğumuz da ise Atalay, eğitimin özelleştirilirken cemaatleştirildiğini söylüyor:

“Yoksul insanlar taşımalı eğitim ile özellikle ulaşımın hala zor olduğu yerlerde çocuklarını devlet yurduna veremeyince cemaat yurtlarına veriyorlar. Yoksulluğu istismar ediyorlar. İnsanların çocuklarının eğitim almasının güvencesi devlet olmalı. Fakat devlet eğitim hakkını sağlayan bir mekanizma olmanın ötesinde bunu özel ellere teslim etmeye çalışıyor. Özelleştiriyor. Özelleştirmenin bir ucu cemaatleşme. Cemaatleştirirken de özelleştiriyor.’’

“CEMAAT EVLERİ ÖĞRENCİLER ARASINDAKİ EŞİTLİK İLKESİNİ İHLAL EDİYOR’’

Enes Kara’nın ‘ölümüne’ neden olan cemaat evlerine geldiğimizde Atalay’a Fethullahçıların ‘abiler-ablalar evleri’ üzerinden cemaat evlerinin yapısını soruyoruz.
Atalay sorumuza yoksullaşmayı işaret ederek yanıt veriyor:

“Ciddi bir hücre tipi örgütlenme söz konusu. Yukarıdan aşağıya, kainat imamından bölge imamına, bölge imamından mahalle imamına, mahalle imamından bina ve ev imamına kadar örgütlenme söz konusu. Bu örgütlenme çok açık olarak eğitim hakkının bir hak olarak tesis edilmeyişini fırsat bilerek yapılıyor. Birkaç boyutu var. Bir, barınmayı hallediyor. İnsanların yoksulluklarını öyle istismar ediyor. İki, daha başarılı öğrencileri tercih ederek örgütlenme olanağı buluyor kendine. Üç, soru çalıp soru verdikleri çok belli; bu açıdan da öğrenciler arasındaki eşitlik ilkesini lise ve üniversite aşamasında ihlal ediyor. Bu olanağı da kullanarak kamuda, silahlı bürokraside ve yargıda örgütleniyor.’’

“AKP, BÜYÜK BİR CEMAAT KOALİSYONU’’

‘Abi-abla evlerinin’ Fethullahçılarla anılır olmasının yanı sıra birçok iddianameden diğer cemaatlerin de ev tipi örgütlendiklerini söyleyen Atalay, bu örgütlenmelerin unsurlarının devlet bürokrasisinde istihdam edilmesinin tehlikelerine dikkat çekiyor:

“Eğer uhrevi bir atıf varsa ve aradaki bağ bu atıf ise mevcut normatif hiyerarşi dışında başka bir hiyerarşi varsa burada çok esaslı kaygılanılması gereken bir durum vardır. AKP bence Refah Partisi’nden farklı olarak cemaatlerin olanaklarını devşiren, bununla da gelişen sonra dönüp o cemaatlere olanak devşirten koskoca bir koalisyon bence.’’

ÜÇ ÖRNEK…

‘’Devlet yurtları yerine özel yurtların teşvik edilmesi 2010'lu yılların başında adeta bir devlet politikası haline geliyor. Veriler baktığımızda da bunu görebiliyoruz. Özel yurtların açılma prosedürleri nasıl işliyor bürokraside? Özel yurtların içinde yer alan tarikat ve cemaat yurtları nasıl denetleniyor? Özel yurtlarla cemaat yurtlarının denetlenmesinde bir farklılık mevcut mu?’’ sorumuza ise Atalay, yaşanan üç olayı örnek göstererek yanıt veriyor:

‘’Üç örnek, cemaat yurtları diye adlandırılan oluşumların bu kurallara bağlı olmadığını ortaya koyuyor. Birincisi Aladağ: 1972’de açılıyor yurt, 1983’e kadar burada öğrencilerin kaldığına ilişkin bir belge yok. Kendileri söylüyor Süleymancılar, ‘1972’de açıldı’ diyorlar. 83’den itibaren belgeler var ama hala kaçak. Binası kaçak, yaş itibariyle orada olmaması gereken öğrenciler hala orada kalıyorlar. Hiçbir şekilde denetim yapılmıyor. O kadar ki, bir yurtta Atatürk köşesi bulunmaması mutlak kapatma nedeni. Norm bu. Yanlış hatırlamıyorsam iki denetimde Atatürk köşesi bulunmadığına ilişkin ‘tık’ var fakat yurt kapatılmamış. Denetlenmiş ancak binanın içinde yangın güvenliği olmadığına hiçbir kuşku yok. Hem içerideki aksam açısından hem tapu kayıtları açısından durum böyle. Çocukların öldüğü kat, hiç yok. Yerleri kaçak, o kat resmi olarak yok.

İkincisi Antalya’daki mesele; orada yurt yok. Adam diyor ki yurt yok.
Üçüncüsü, Konya’da Süleymancılar’ın bir yurdu vardı, çöktü. Konya Türkiye’de deprem riski açısından önde gelen illerden biri değil. Ama bina çöktü.’’

‘’EĞİTİM EŞİT, PARASIZ VE BİLİMSEL OLACAK’’

Atalay’a son olarak ‘’Ticari amaçlarla açılan bir özel yurt ile bir cemaat yurdunun denetlenmesi arasındaki fark nedir?’’ sorusunu yöneltiyoruz:

‘’Nitel fark var. Aladağ’da mutlak kapatma nedeni olan bir husus saptanıyor iki kere, kapatılmıyor. Bir yerde Türkiye koşullarında bir cemaat bağı varsa onun kayırıldığı, ayrıcalık tanındığı çok açık. Eğitim haksa herkes için hak olacak ve bu devletin öncelikli görevi olacak. Eğitim hakkını hak tesis etmek devletin yükümlülüğü. Eğitimin bilimsel olması gerektiği çok açık. Bunun da asgari koşulunun laiklik olduğu açık. Eşit olacak eğitim, parasız olacak, bilimsel olacak. Bunu da devlet sağlayacak. Bunu devlet sağlamaz 15 Temmuz’ların yenilenmesinden korkarım. Çünkü Fethullaçıların nasıl bir melanet olduğunu daha önce görmeyenler, 15 Temmuz gecesi gördüler. O F-16 pilotları, TSK’nın en üstünde görev alan insanlar, bu şekilde devşirilmiş Fethullahçılar. Filanca evde kalıp, filanca dershaneyle ilişkilenip, soru verilip, bu olanaklar çerçevesinde yükselen insanlar ya da onun önündeki askeri personel ceza kovuşturmasına muhattap olduğu için önü açılan insanlar. Bu işlerde tedbirli davranılması gerektiği çok açık artık.’’

AdminAdmin